Archive for Ekim 2008

You are browsing the archives of 2008 Ekim.

BRONKOLİTİASİS

Bronkolitiasisde kalsifiye parabronşial bir lenf bezi bronşial lümeni aşındırarak içine girebilir. Sonuçta lenf bezi ya öksürükle çıkarılır yada oraya yerleşir. Nadiren mukoid materyalin yoğunlaşması ve sıkıştırılması neticesinde de kalsifiye olabilir ve bir bronkolit veya “akciğer taşı” oluşabilir.
Avrupa’da bu nedenle öpere edilen hastaların %10′unun tüberküloz olduğu bildirilirken hastalığın ABD’de daha çok histoplasmosis ile beraber olduğu gösterilmiştir.
Bronkolitiasis [...]

ORTA LOB SENDROMU

Orta lob sendromu, bu lobun genellikle antibiyotiklere cevap veren tekrarlayan enfeksiyonları ihtiva eder. Sıklıkla bronşial tıkanma bulguları vardır.
Bronkolitiasis ve orta lob sendromunun komşu hasta lenf bezlerinin bronşlara basısı yada erozyonu sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Kötü drenaj ve kollateral ventilasyon eksikliği gibi diğer faktörlerde belki orta lobun tutulma sıklığını açıklayabilir. Bazı vakalarda bronş tam olarak açık [...]

BRONŞEKTAZİ

Bronşektazi sıklıkla kronik bronşitinde beraberinde olduğu bronşial ağacın genişlemesini ifade eder. Bu durum eskiden geri dönüşsüz olarak düşünülürdü. Ancak şimdilerde bunun yanlış olduğu biliniyor. Vakaların %50’sinde tutulum bilateraldir ve genellikle alt loblardadır. Sadece % 10 vakada aynı taraflı alt lob tutulumu olmaksızın lingular veya orta lob tutulumu vardır. Her ne kadar antibiyotik devrinden önce bronşektazide [...]

AKCİĞER ABSESİ

Teşhis Kriterleri
—İhtimali aspirasyon, bronşial tıkanma veya pnömoniyi takip eden yaklaşık iki hafta içinde gelişen pulmoner semptomlar
—Septik ateş ve terleme
—Ani ve periyodik olarak büyük miktarlarda pürülan çok kötü kokulu balgam çıkarılması,
—Hemoptizi görülebilir
—Radyografide santral radyolüsen görüntü ve sıvı seviyesi
Genel Değerlendirme
Akciğer apsesi bir çok sebeble meydana gelebilirse de en sık olanı pnömoniyi takip eden aspirasyon iledir (%50). Herhangi [...]

AKCİĞER ENFEKSİYONLARI

Akciğer enfeksiyonlarının cerrahi tedavisi bu tür enfeksiyonların komplikasyonlannı kapsar. Plevral, parankimal ve endobronşial tutulum gibi komplikasyonlar sıklıkla enfeksiyona sebeb olan organizmaya özeldir.

AKCİĞERLERİN VASKÜLER LEZYONLARI

Akciğerlerin arteriovenöz fistülleri hem konjenital hem de akkiz olarak görülür. Kanlanmanın pulmoner arterden mi yoksa sistemik arterden mi kaynaklandığını belirlemek için anjiografi oldukça faydalıdır. Fistüller çok sayıda telenjiektazi sendromlan ile birlikte olabileceği gibi sadece izole lezyon şeklinde de görülebilir.

INFANTIL LOBER AMFİZEM

Üst lobların veya orta lobun akut aşırı iltihabı ile beraber olan infantli lober amfizem infantlarda akut solunum sıkıntısının bir sebebidir.

KONJENİTAL ADENOMATÖZ KİSTİK MALFORMASYON

Konjenital adenomatöz kistik malformasyon hava kapanı anormal akciğerin ilerleyici distansiyonu ve multiple kistler ile seyreder. Bu durum anasarka bulunan ölü doğumda, solunum sıkıntısı olan yeni doğanda görülebilir. Ayrıca asemptomatik göğüs filmi bulgusu ve tekrarlayıcı enfeksiyonu olan büyük çocuk ve genç yetişkinde veya pnomotoraksı takip eden durumlarda da görülebilir.

AKCİĞER SEKESTRASYONU

Trakeobronşial ağaç ile hiçbir ilişkisi lmayan akciğer dokusu sekestrasyon olarak isimlendirilir, iki tipi tanımlanmıştır: Intralober ve ekstralober. Intralober sekestrasyonda anormal akciğer dokusu normal akciğer dokusu ile çevrilidir ve büyük sistemik arterle beslenirler. Venöz drenaj ise pulmoner venleredir.
Bronşial ilişki yaklaşık %15 vakada enfeksiyon sonucu akkiz olarak ortaya çıkabilir. Ancak bunu radyolojik olarak göstermek güçtür. Zayıf drenaj [...]

BRONKOJENİK KİSTLER Tedavi

Tedavisi enükleasyon segmenter rezeksiyonla veya bazı vakalarda lobektomi yoluyla kistin çıkarılmasıdır.

BRONKOJENİK KİSTLER Klinik Bulgular

Konjenital akciğer kistleri infantta solunum sıkıntısı, pnömotaraks veya kompresyon atelektazisi ile seyreder. Eğer hava tuzağı hastalıkta ana özellik ise nefes darlığı, siyanoz ve subkostal çekilmeler görülebilir. Daha az şiddetteki vakalar, tekrarlayan enfeksiyonlar, hemoptzi veya göğüs filminde anlaşılamayan bulgular ile seyreder.
Konjenital akciğer kistleri akciğerin her bölgesinde görülebilir. Ancak diğer bölgelere nazaran alt lobları iki kez daha [...]

BRONKOJENİK KİSTLER

Bronkojenik kist terimi hem bronşial hem de akciğer kistlerini ihtiva etmektedir. Her ne kadar bunlar mediastinum veya hilus bölgesinde yerleşmiş olabilirlersed e, %50-70 oranında akciğer parankiminde yerleşiktirler. Proksimal kistlerin (bronşial) çoğunda nadiren bronşial ilişki mevcuttur. Bu sebeble sekonder enfeksiyon gelişme şansı oldukça azdır.
Bu kistler genellikle mediastinal olarak kabul edilir ve sıklıkla sağ paratrakeal karinal, hiler [...]

KONJENİTAL KİSTİK HASTALIKLAR

Akciğerin konjenital kistik hastalığı yaygın olmayıp sıklıkla da diğer organ kistleri ile ilişkisi yoktur. Akciğerleri tutan kistler 3 alanda gelişir: Hava boşlukları, akciğer lenfatikleri veya plevral yüzey. Hava boşluklarından köken alan konjenital kistlerin 4 ayrı tipi tanımlanmıştır.
(1) Bronkojenik kistler
(2) Akciğer sekestrasyonu
(3) Konjenital kistik adenomatöz malformasyon
(4) İnfantil lober amfizem.
Sonuncusu dışında ki tüm tipler her yaşta görülebilir [...]

AKCİĞERİN YAPISAL BOZUKLUKLARI

Akciğerin yapısal bozuklukları şunları içerir:
(l)Bronkojenik kistler: Konjenital, epitelle döşeli gelişme anormallikleridir.
(2)Pnomatoselier: Akciğer parankiminde sıklıkla stafilokokal pnömonilere bağlı olarak gelişen, içi epitelle kaplı olmayan kavitelerdir.
(3)Amfizematöz büller: Amfizemde dejeneratif değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkan içleri epitelle döşeli olmayan akciğer kaviteleridir
(4)Kistik bronşektazi: Akkiz veya konjenital kökenli olabilen kist benzeri bronşial genişlemelerdir.
(5) Akciğer kaviteleri: Apse, tüberküloz, mantar enfeksiyonu, kanser [...]

TİMUS TÜMÖRLERİ VE MYASTENİA GRAVİS Prognoz

Yaygın tümörler haricinde timektominin komplikasyonları ve ölüm oldukça nadirdir. Erken postoperatif dönemde solunum sistemi bakım antikolinesteroz ilaçların yetersizliği nedeniyle biraz zorluk arzetmektedir.
Tümörün evresi ve histolojik tipi timektomi sonrasındaki survey açısından en önemli belirleyicidir. Myostenianın mevcut olması olumsuz bir etkiye sahiptir.
Noninvaziv tümörlülerden 10 yıllık yaşam %65, invaziv tümörlülerde %30′dur. Stage II’ nin prognozu stage I’inkinden pek [...]

Timus Tümörleri Ve Myastenia Gravis Tedavisi

Timomada seçilecek tedavi timusun total çıkarılmasıdır. Ameliyat genellikle median sternotomi ile yapılır. Bu metod servikal insizyona göre daha iyi disseksiyona müsaade ettiği için bazı cerrahlarca tutulmaktadır. Stage II’ de, hayati organlara zarar vermeden çıkarabileceksek, dikkatli fakat agressif rezeksiyon yapmalıyız. Stage II ve IU’de postoperatif radyoterapi gereklidir. Myastenia gravisli hastaların başlangıç tedavilerinde antikolinesteraz ilaçlar (Ör: Neostigmin [...]

TİMUS TÜMÖRLERİ VE MYASTENİA GRAVİS Klinik Bulgular

Timomalı hastaların %50’sinde teşhis, semptomsuz hastalarda başka bir amaçla çekilen göğüs filmlerinde tesadüfen konur. Semptomlu hastalarda göğüs ağrısı, disfaji, miyastenia gravis, solunum sıkıntısı ve vena cava süperi orun tıkanıklığı bulunabilir.
Şüpheli vakalarda ve yayılmayı değerlendirmek için göğüs filmine ilaveten CT Scan’de faydalıdır. Seçilmiş vakalarda, baryumlu özefagus grafisi, bronkoskopi ve venöz anjiografi de yapılabilir.
Miyastenia gravis teşhisi, hastanın [...]

TİMUS TÜMÖRLERİ VE MYASTENİA GRAVİS

Timus bezi, timoma, lenfoma, hodgkin hastalığı vb. neoplazmların yerleşim yeridir. Timoma ensık rastlanan tiptir ve yeterli biyopsi alınsa dahi lenfomadan ayrılmasında güçlük çekilebilir. Timomalı hastaların %30′unda myastenia gravis vardır. Miyastenia gravisli hastaların %15′inde de timoma gelişir.
Miyastenia gravisin timoma ile ilişkisi ilginçtir ve tam anlaşılamamıştır. Miyastenia gravis, nöromüsküler kavşakta asetılkolin reseptörlerinin azalmasına bağlı sistemli hareketlerde güçsüzlük [...]

MEDİASTİNAL KİTLELER Prognoz

%l-4 vakada ameliyat sonrası ölüm olur. Malign mediasten tümörü olan hastaların yaklaşık üçte biri 5 yıl yaşarlar.

MEDİASTİNAL KİTLELER Tedavisi

Tam teşhis konulmayan vakalarda histolojik teşhis ve cerrahi ile iyileşme sağlamak amacıyla ameliyata genellikle başvurulur. Malign lezyonlarda, cerrahiye radyoterapi ve kemoterapi de kombine edilir.

MEDİASTİNAL KİTLELER Klinik Bulgular

Semptomlar malign hastalarda benignlere göre daha sıktır. Hastaların üçte biri semptomsuzdur. Hastaların %50’sinde öksürük, wlıee-zing, solunum sıkıntısı ve tekrarlayıcı akciğer enfeksiyonu gibi solunum sistemi semptomları vardır. Hemoptizi nadiren de kist muhtevasının ağızdan gelmesi olabilir. Hastaların % 10′ unda göğüs ağrısı, kilo kaybı ve disfaji eşit sıklıkta görülür. Miyasteni, ateş ve vena cava superior tıkanıklığı hastaların [...]

MEDİASTİNAL KİTLELER

Mediastinal kitleler, konjenital, travmatik, enfeksiyon, dejeneratif veya neoplazm kaynaklı olabilirler. Arasıra substernal guatrlar; mediastene doğru büyüyen iskelet tümörleri; veya mediasteni tutan diyafrağma lezyonları da kitleye sebep olabilirler.
Çok büyüyen mediasten kitlelerinde teşhis zorluğu çekilmez, bunlarda cerrahi ile hem teşhis konur hem de etkili bir tedavi yapılabilir. Standart posterio anterior ve yan göğüs filmleri sıklıkla bize gerekli [...]

TRAVMATİK ASFİKSİ

Travmatik asfiksi veya “ekimotik maske” göğüsün devamlı sıkışması sonucu vena cava superiorun aniden tıkanmasıyla oluşan bir durumdur. Otomobil veya makine veya kütük altında sıkışma sonucu olabilir. Vena cava superiorun mekanik tıkanıklğı sonucu akut venöz hipertansiyon olur ve bu lezyondan sorumludur. Boyun ve yüzde derin morartın renk bozukluğu vardır. Bu göğüs üst bölümünde keskin sınırlı olarak [...]

VENA KAVA SÜPERİOR SENDROMU Prognoz

Kısmi vena cava superior tıkanıklıklarında en etkili tedavi radyoterapidir. Akciğer kanserine bağlı vena cava superior tıkanıklıklarında ortalama hayat süresi 6-8 aydır. Ölüm oranı sebebe bağlı ise de ortalama %1-2′dir.

VENA KAVA SÜPERİOR SENDROMU Tedavi

Kanser sebebiyle oluşan vena cava superior obstriksiyonunun tedavisinde diüretik verilir, sıvı kısıtlanır ve acilen radyoterapi yapılır. Malign vakalarda tromboz ihtimali sebebiyle, antikoagulanlar ve fibrinolitik ajanlar verilebilir. Bazen kemoterapi yalnız başına veya radyoterapi ile birlikte uygulanır. Malign vena cava obstriksiyonlarının çoğu ameliyat ile tedavi edilemezler.
Benign kısmi vena cava superior obstriksiyonlarındanda kitlenin cerrahi olarak çıkarılması mükemmel bir [...]

VENA KAVA SÜPERİOR SENDROMU Komplikasyonlar

Kısmi vena cava superior obstruksiyonu bulunan hastalarda tromboz gelişince semptomlar birden şiddetlenir. Belirgin venöz dolgunluk, siyanotik şişkinlik, vokal kord ödemi ve beyin faaliyetlerinde bozulma olur. Nadiren uzun süren şiddetli vakalarda özefagus varis kanamaları olur.

VENA KAVA SÜPERİOR SENDROMU Klinik Bulgular

Yüz, kollar ve omuzlarda şişlik ve deride mavi mor renk görülür. Baş ağrısı, bulantı, baş dönmesi, kusma, görme bozukluğu, uyuklama; stupor ve konvulsiyon gibi merkezi sinir sistemi semptomları olur. Vokal kordlardaki ve trakeadaki ödeme bağlı olarak öksürük, boğuk ses ve solunum sıkıntısı meydana gelir. Düz yatıldığında veya eğilindiğinde semptomlar şiddetlenir. Uzun süren vakalarda, özefagus varisleri [...]

VENA KAVA SÜPERİOR SENDROMU

Vena kava süperior obstruksiyonu özellik gösteren bir klinik sendrom oluşturur. % 80-90 vakadan malign tümörler sorumludur. Bu vakaların da yaklaşık %90′ından akciğer kanserleri sorumludur ve bunlarda çoğunlukla sağ üst lobdan kaynaklanırlar. Akciğer kanserli hastaların 3-5′inde süperior sendromu oluşur. Erkek kadın oranı 5:l’dir. Timoma, Hodgkin hastalığı ve lenfosarkom gibi diğer primer mediasten tümörleri de vena kava [...]

KRONİK MEDİASTİNİTİS Prognoz

Granülomatöz mediasten kitlelerinin ameliyatla çıkarılmasını takiben prognoz iyidir. Cerrahi işlemler fibröz mediastiniti aktive etmez, fakat tedavisinin başarısı tahmin edilemez. Fibröz mediastinitli hastaların çoğu tedavi edilsin, veya edilmesin yaşarlar, fakat semptomlar sebat eder.

KRONİK MEDİASTİNİTİS Tedavi

Enfeksiyon amili tesbit edildiği zaman, spesifik tıbbi tedai uygulanır. Bununla birlikte genelde mediasten kitleleri çıkartılmalıdır.

KRONİK MEDİASTİNİTİS Klinik Bulgular

A.Semptom ve Bulgular: Granülomatoz ve fibröz mediastinit her iki cinste eşit olarak görülür. En sık görüldüğü yaşlar da 35-40 yaştır. Özefagus tutulumundan sonra disfaji ve hematemez meydana gelir. Trakeobronşial tutulum, şiddetli öksürük, hemoptizi, nefes darlığı wheezing ve obstriktif pnömoni ataklarına sabep olur. En sık görülen ciddi tablo olan pulmoner ven obstriksiyonu ilerlemiş mitral stenozu andıran [...]

KRONİK MEDİASTİNİTİS

Kronik mediastinitis en spesifik granulamatöz hastalıklarda görülür. Mediastinal fibrois ve mediastende soğuk apseler vardır. His-toplazmoz, Tüberküloz Actinomiçes, Nokardiya, Blastomyçes ve sifiliz suçlanmaktadır. Amip apseleri ve echinococ kisti gibi parazitik hastalıklar diğer nadir sebeplerdir. Genellikle tüberküloz veya histoplazmoz görülür ve mediasten lenf nodları tutulur. Özefagus obstrüksiyonu oluşabilir. Komşu mediastinal yapılar da enfekte olabilir. Granülomatoz mediastinit ve [...]

AKUT MEDİASTİNİTİS Tedavi

Tedavide sıvı resusitasyonu yapılır, geniş spektrumlu antibiyotik verilir ve genellikle nazogastrik uygulanır. Kusmaya bağlı özefagus perforasyonunda genellikle özefagus ile midenin birleşim yerinin proksimalinde lineer bir yırtık oluşur. Bu hastalara torakotomi yapılmalıdır ve mide özefagus muhtevası mediastenden boşaltılmalıdır. Enstrümental perferasyonun %80′i servikal %15′i distal torasik ve %5′ ten azı midtorasik özefagus bölgesinde oluşur. Eğer özefagus çok [...]

AKUT MEDİASTİNİTİS Klinik Bulgular

Kusmaya bağlı özefagus perforasyonları-nın hikayesinde genellikle kusma vardır. Bazı vakalarda başlangıç ani olabilir. %90 vakada esas şikayet, sternum arkasında sağ veya sol göğüs bölgesinde veya epigastriumda şiddetli sıkıcı ağrıdır. Hastaların %3 ünde ağrı sırta yayılır. Bazı hastalarda sırttaki ağrılar daha bariz olabilir. Göğüs alt bölgesinin mediastinitisleri, akut batın hastalıkları ve perikarditlerle karışabilir. Akut mediastinitislerde sıklıkla [...]

AKUT MEDİASTİNİTİS

Akut mediastinal enfeksiyonların %90′ından sorumlu olan özefagus perforasyonu, kusma sonucu (Boerhaave Sendromu) iatrojenik travma (Endoskopi dilatasyon ameliyat) harici travma (delici veya kunt) balonlu endotrakeal tüpler, koroziv madde alımı, karsinoma ve diğer özefagus hastalıkları sonucu gelişebilir. Boyun hastalıklarına bağlı sekonder mediasten hastalıkları, ağız cerrahisi, farinks, özefagus veya trakeaya dıştan travma ve trakeostomi gibi boyunu ilgilendiren ameliyatlardan [...]

MEDİASTİNİTİS

Mediastinitis akut veya kronik olabilir. Mediasten enfeksiyonunun 4 ana kaynağı vardır; hematojen veya lenfatik yayılım; direkt bulaşma; retroperitoneal bölge veya boyundan enfeksiyonun yayılması; akciğer ve plevradan yayılma. En sık direkt bulaşma yolu özefagus perforasyonudur. özefagus kalp ve diğer mediasten ameliyatlarını takiben akut mediastinitis gelişebilir. Kosta ve vertebralann süpüratif enfeksiyonlarının direkt yayılmasıyla mediastinit oluşabilir. Direkt mediasten [...]

PLEVRA KALSİFİKASYONU VEYA PLAKLAR

Uzun sureli plevra enfeksiyonlarında, plevrada kanın organize olmasında ampiyemden sonra, tüberkülozlarda, asbestozis ve silikozisde arasıra plevrada kalsifikasyonlar oluşur. Parietal plevra daha çok tutulur.
Hyalin plaklar torakotomiden sonra görülebilirler ve plevra metastazlarıyle karıştırılabilirler. Plevra plaklarının sebebi bilinmemektedir. Fakat tüberkülozu takiben veya asbestoz inhalasyonunu takiben görülebilmektedir.

Pnömotoraksl Prognoz

Uygun şekilde tedavi edilen primer spontan pnömotorakslı hastalarda prognoz mükemmeldir. Sekonder spontan pnömotoraksda prognoz altta yatan hastalığa bağlıdır. Tamamında ortalama ölüm oranı %10-15′dir.
Pnömotoraksın tekrarlaması en önemli ameliyat endikasyonudur. Her ataktan sonra tekrarlama ihtimali de geometrik olarak artar. Her iki atak arasında ki ortalama süre 2-3 yıldır. Fakat çok kısa süre sonra tekrarlayacağı gibi, 20 yıl [...]

PNÖMOTORAKS Tedavi

Tedavide yapılacak şey, tutulan akciğerin reaxpansiyonunun sağlanmasıdır. Minimal derecedeki pnömotaraksda havanın reabsorbsiyonu ile reaxpansiyon sağlanır. Torasentez arasıra teşhis için ve nadiren reaxpansiyon için kullanılır. Ayrıca pnömotoraksın tekrarlayıp tekrarlamadığını da takipte kullanılır.
Kanalı tüp drenajı en güvenilir tedavidir. Tüp önden ikinci interkostal aralıktan plevra boşluğunun apexine yerleştirilir. 5-7 gün müddetle hava kaçaklarının olması ve pnömotoraksın tekrarlaması durumunda [...]

PNÖMOTORAKS Klinik Bulgular

Tutulan tarafta omuz ve kola vuran ağrı, solunum sıkıntısı, hiperrezonans, göğüs duvarı hareketlerinde azalma, solunum seslerinde azalma ve tansiyon pnömotaraksında mediastenin karşı tarafa doğru kayması görülür. Göğüs filminde parietal plevradan akciğere çekilmeler görülür.
İatrojenik pnömotoraks, plevra boşluğuna kasıtlı veya kasıtsız hava geçmesi veya akciğerin delinmesi ile meydana gelebilir. Pnömotoraksa sebep olan işlemler sıklıkla şunlardır: Torasentez; santral [...]

PNÖMOTORAKS

Plevra boşluğunda hava veya gaz toplanmasıdır. Solunum sistemi, özefagus veya göğüs duvarının rüptürü ile, ayrıca plevra boşluğunda gaz üreten mikroorganizmalarca oluşturulabilir. Sebebine göre spontan, travmatik veya iatrogenik olarak üçe ayrılır: Göğüs duvarı sağlamsa kapalı pnömotoraks; delik varsa açık pnömotoraks olarak isimlendirilir. Pnömoto-raksın ciddiyeti kollabe ettiği (Söndürdüğü) akciğer alanının oranı ile ilişkilidir. Plevra boşluğu koni şeklinde [...]

PRİMER PLEVRA TÜMÖRLERİ

Primer plevra tümörleri 2′ye ayrılabilir: Lokalize Mezotelyoma ve Diffiz malign Mezotelyoma.
Lokalize mezotelyoma en sık visceral plevradan köken alır. Saplı ve sapsız olabilir. Plevra boşluğuna yada akciğere doğru büyüyebilir. Çok büyük hacime ulaşabilir. Mikroskobik olarak iğ şeklinde hücrelerden oluşur ve çok maligndir. Tümör genellikle kapsüllüdür. Tedavide lokal eksizyon (Çıkarma) tercih edilir, çünkü soliter (Tek) mezotelyomaların sadece [...]

HEMOTORAKS

Plevra boşluğunda kan toplanmasının en sık sebepleri, travma, akciğer infarktüsü, neoplazm ve tüberkülozdur. Ayrıca cerrahi yada teşhis için yapılan işlemler sırasında meydana gelebilir.
Tedavisinde, pıhtılaşma olmadan önce kapalı tüp drenajı ile kan boşaltılır. Eğer sekonder enfeksiyon gelişmezse, bol miktarda pıhtılı olan kan plevradan sekel bırakmadan absorbe edilebilir. Bu sebeple konservatif tedavide yapılabilir. Nadiren emilmeyen pıhtılı kan [...]

ŞİLOTORAKS

Plevra boşluğunda lenf toplanmasının sebepleri:
l)Konjenital,
2)Postoperatif trav-matik,
3) Operasyon dışı travma.
Konjenital silotoraks çok nadirdir. Lenfetik sistemin konjenital anomalilerine bağlıdır. Torasik kanalın olmaması veya torasik kanal ile plevra arasında fistül sebep olabilir. Operasyon sonrası travmatik silotoraks, operasyon sırasında veya teşhis için yapılan işlemler arasında torasik kanalın tahribatıyla oluşur. En sık sebep kardiovasküler ve özefagus operasyonlarıdır. Son zamanlarda [...]

Ampiye Tedavisi

Pyojenik ampiyemin tedavisinde, antibiyotik, drenaj ve nadiren de geniş cerrahi drenaj kullanılır. Ampiyemin minimal ve sıvı olduğu durumlarda hastaların az bir kısmında aspirasyon drenajı temin eder ve antibiyotik tedavisine hızlı bir cevap beklenir. Bununla birlikte, streptokok ampiyemi bulunan genç erkeklerde olduğu gibi vakaların çoğunda eğer kapalı tüp drenajı yerine iğne aspirasyonu kullanılırsa hastanede yatış süresi [...]

Ampiye Komplikasyonlar

Ampiyemin komplikasyonlan “ampiyeme necessitatis” (göğüs duvarlarına yayılma), bronkoplevral fistül, perikardiuma yayılma, mediasten apsesi kostoların asteomyeliti, septisemi ve kronikleşmedir. Bronkoplevral fistül gelişirse acil tedavi gerekir. Çünkü pus diğer akciğere yayılıp total pnömoni ile sonuçlanabilir.
Antibiyotik yeterli verildiğinde metastatik apseler (özellikle Beyine) nadiren görülür. Uzun süreli süpürasyonlar pnomektomiden sonra görülür ve özellikle karaciğer ve böbrekte amiloid depolanmasına sebep [...]

Ampiyem Klinik Bulgular

Göğüs ağrısı, yüzeysel solunum (shortness of breath), ateş, halsizlik ve hemoptizi mevcuttur. Bazı hastalar toksik tablo veya koma durumunda olabilir. Siyanoz, hipotansiyon, dehidratasyon ve oligüri olabilir. 40.6°C (105°F)’ye çıkan ateş olabilir. Fakat genellikle daha düşüktür. Hırıltılı solunum olabilir. Plevral effüzyonun fizik bulguları sıklıkla vardır.Ateş yoksa effüzyonlu AC embolisinden ayırıcı teşhisi yapılmalıdır.
Staphylococüs aureus bütün yaş gruplarında [...]

AMPİYEM

Ampiyem plevral mesafede enfeksiyonu ifade eder. Bulguları basit plevral effüzyonu taklit eder. En sık rastlanan bulgular, göğüs ağrısı, hemoptizi, yüzeysel solunum (Short-ness of breath), kuvvetsizlik ve ateştir. Şiddetli vakalarda toksemi görülür. Mayi eksuda vasfındadır. Ampiyem akut veya kronik süpüratif eksudat şeklinde ortaya çıkabilir. Pnömokok, streptokok, stafilokok, bakteroides, E.Coli, proteus vulgaris, tüberküloz basili, mantar ve amip [...]

MALİGN PLEVRAL EFFÜZYON

Meme ve akciğer kanserli hastaların yaklaşık yarısında plevral effüzyon meydana gelir. Tüm effüzyonların %25′i de kansere bağlıdır. Malign effüzyonlarda, mayinin sitolojik muayenesi %70, plevra biyopsisi de%80 oranında müsbet sonuç verir. Malign effüzyonların %10′u plevra mezotelyomasına, kalanı da metastatik tümörlere bağlıdır. Normal kalp büyüklüğü ile birlikte iki taraflı effüzyon olan vakaların yaklaşık %50’si kanserlere bağlıdır ve [...]

Tromboembolik Hastalık

Akciğer tromboembolizmini takiben gelişen plevral effüzyon genellikle serohemorajiktir, fakat gözle görülecek derecede kanlıda olabilir. Bu effüzyonlar nadiren bol miktarda olurlar, genellikle azdır ve akciğerde karakteristik röntgen bulguları vardır. Effüzyonun tedavisi genellikle gerekmez ve birkaç günde reabsorbe olur.
Kimyasal plörödesis de başarı oranı %50-70′ dir. Operatif plörödesisde ise %95′dir. Kimyasal plörödesisin mümkün olduğu hastalarda operatif metoddan kaçınılmalıdır. [...]