Archive for Kasım 2008
You are browsing the archives of 2008 Kasım.
You are browsing the archives of 2008 Kasım.
Tipik olarak meme ve gastrointestinal kanal kaynaklı olmak üzere, överler sık rastlanan metastaz bölgeleridir.
Nadir olarak gözlenen, benign tümörlerdir. Bol miktarda lipid içeren adrenal korteks benzeri hücrelerden oluşurlar. Tümörler sıklıkla, androjen yapımına bağlı virilizasyon semptomları ile karşımıza gelirler.
Sekskord stroması ve primitif germ hücrelerinin derivelerini içerirler. Nadir olarak karşımıza çıkarlar. Lezyonlar tipik olarak, gonadlarında Y kromozomu taşıyan fenotipik bayanlarda gelişmektedir. Germ hücre komponenti, disgerminom oluşturmak üzere malign dönüşüme uğrayabilir.
Seyrek olarak gözlenirler. Küçüktürler ve çoğunlukla överde sınırlıdırlar. Normalde testiste görülen hücre tiplerinin karışımı olarak karşımıza çıkarlar. Sekrete ettikleri hormonlara bağlı olarak maskulinizan etkilerin ortaya çıkmasına sebep olabilirler.
Follikül kökenli granüloza hücrelerinden kaynaklanırlar. Yaklaşık %75′i östrojen sekrete ederler ve hiperöstrojenizmin bulguları ortaya çıkar. Malignite potansiyeli olan bu tümörler eğer övere sınırlı kaldıysa oldukça iyi prognoza sahiptirler.
Nadir, yüksek derecede malign olan bu tümör; sıklıkla 30 yaş altındaki kadınlarda gözlenmektedir. Lezyonlar tipik olarak AFP (alfa-fetoprotein) sekreteederler ve bu da kanda tümör belirleyicisi olarak kullanılabilir. Tedavi edilmezse prognoz oldukça kötüdür. Kombinasyon kemoterapisinin hastalığı daha iyi hale getirdiği tahmin edilmektedir.
Nadir olarak ortaya çıkan bu malign tümör, testisteki seminoma benzer. Tümör, esas olarak genç bayanlarda gözlenmektedir. Etkilenmiş olan överde büyüme izlenir. Normal över dokusu, yüksek derecede radiosensitif olan beyaz, yumuşak tümör dokusu ile yer değiştirmektedir.
Benign kistik teratomlar (överin dermoid kistleri)
Tüm över neoplazilerinin yaklaşık %10′una tekabül etmektedir.
Makroskopik olarak, tutulan överde, deri, deri ekleri ve özellikle saç tarafından sınırlanmış olan kistik yapıya değişim olmuştur. Diş, kemik, respiratuar kanal dokuları, matür nöral doku ve düz kas sık gözlenen diğer dokulardır.
Solid teratomlar
Nadir görülürler. Malignite potansiyeli olan tümörlerdir. Skuamöz epitel, kıkırdak, düz kas, respiratuar [...]
Çocukluk çağından itibaren ortaya çıkan över neoplazilerinin %20’sini oluşturmaktadır. Benign ya da malign olabilirler.
Üriner kanalın transisyonel hücreli epiteline benzer şekilde epitel yuvalarını içeren tümörlerdir, iğ hücreli stroma ile birliktedirler. Benign, borderline ya da malign olabilirler.
Makroskopik olarak lezyonlar, solid karakterdedir ve sert, sarı-beyaz kesit yüzüne sahiptirler.
Mikroskopik olarak, transisyonel hücreli epitel yuvalan, iğ hücreli stroma ile bölünmektedir.
Endometrial differansiasyon gösteren över tümörleridir. Büyük çoğunluğu maligndir (endometrioid karsinom), tüm över kanserlerinin %20’sini oluşturmak fadırlar.
Şeffaf hücreli karsinom, endometrioid karsinomun bir varyantıdır. Hücreler berrak sitoplazmalıdır ve bol miktarda glikojen içermektedirler.
Prognoz-5 yıllık yaşam (tüm hastalarda) %40′dır
Jelatinöz materyal içeren, endoservikal differansiasyona uğramış, multiloküler kistik över tümörleridir.
Benign (müsinöz kistadenom)
Makroskopik olarak, multiloküler kistik lezyonlar, yapışkan ve mukid materyal içermektedirler. Sadece %5 olguda bilateraldirler.
Mikroskopik olarak, kistler, tek katlı, müsin sekrete eden, düzgün nukleuslu, atipi ve mitoz göstermeyen kübik epitelle çevrelenmişlerdir.
Malign (müsinöz kistadenokarsinom)
Genç bayanlarda ortaya çıkmaktadır. Tanı anında ortalama yaş 35′tir.
Makroskopik olarak, benign müsinöz kistadenomlara [...]
Makroskopik olarak, %30 olguda bilateraldir. Kistik ya da solid-kistik mikst olabilir.
Mikroskopik olarak, seröz kistadenokarsinomlara benzerler. Ancak, över stromasına invazyon izlenmemekle birlikte hücresel atipi mevcuttur.
Prognoz-10 yıllık yaşam (tüm hastalarda) %75′tir.
Över karsinomlarının en sık görülen formunu oluşturur.
Makroskopik olarak, yaklaşık %50 olguda bilateral olarak izlenir. Kistik olabileceği gibi, solid-kistik mikst olabilir ya da büyük çoğunluğu solid olarak gözlenir.
Mikroskopik olarak, kistik kaviteler, silindirik ve kübik hücreler tarafından sınırlandırılmıştır. Bu kübik ve silindirik hücrelerde ve solid alanlarda papiller proliferasyona rastlanmaktadır. Hücreler pleomorfiktir, mitoz izlenebilir. Över stromasına invazyonun gösterilmesi, [...]
Makroskopik olarak, ince duvarlı, unilokuler kistik tümördür. Yaklaşık %10 olguda bilateral olarak karşımıza çıkmaktadır. Mikroskopik olarak, düzgün küboidal epitel tarafından sınırlandırılmıştır.
Tübal diferansiasyon ile meydana gelen överin bu kistik tümörü, berrak sıvı içermektedir. Büyük çoğunluğu (%70) benign karakterdedir
Epitelyal tümörler, överin tüm tümörlerinin yaklaşık %70′ini, tüm malign tümörlerinin ise %90′ını oluşturmaktadır. Tipik olarak erişkin yaşamda karşımıza çıkmaktadırlar.
Etiyoloji kesin olarak belli değildir, ancak yüksek sosyal seviyedeki bayanlarda insidans daha yüksek olarak karşımıza çıkmaktadır. Gebelik ve oral kontraseptiflerin kullanımı ile riskin azaldığı bilinmektedir.
Tipler-Epitelyal tümörler, orijinini embriyonal kölomik epiteden almış olan, yüzey epitelinden köken alırlar. Bu [...]
Över kanserleri diğer jinekolojik malignitelerle karşılaştırıldığında daha yüksek ölüm oranına sahip olmaktadır; çünkü hastalık yakalandığında büyük ihtimalle ileri evre olarak karşımıza çıkmaktadır.
Primer över kanserleri, kadınlardaki tüm malignitelerin yaklaşık %5′lik kısmını oluşturmaktadır. Birkaç değişik tipi mevcuttur
Sıklıkla benign kistlerine rastlanılır, iki ana grupta incelenir:
• Fimbrial kistler: oldukça sıktır. Küçük, temiz sıvı içeren bu kistler benign karakterlidir. Unioküler olan bu kistler, tipik olarak tübün fimbrial sonlanış kısmında yerleşirler.
• Morgagni kistleri (paratubal kistler): failop tüplerinin fimbrial sonlanış kısımlarına bitişik yerleşim gösterirler. Wolf kanalı artıklarından geliştiği düşünülmektedir.
Çoğu kadın hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist problemi ile karşı karşıya gelebilir. Yumurtalıklardaki kistler genellikle belirti vermeyip, çoğu zaman rutin jinekolojik kontroller sırasında fark edilir.
Genellikle masum olan ve herhangi bir tedavi dahi gerektirmeyen bu problemler, yanlış inanışlarla halk arasında kansere meyilli bir durum olarak görülerek korku yaratmaktadır.
Yumurtalıklar embriyolojik orijinleri açısından çok değişik türdeki hücreleri bünyelerinde [...]
Tipik olarak ascendan infeksiyon sonucunda ya da daha az sıklıkta olmak üzere postoperative infeksiyona bağlı olarak fallop tüpleri, överler ve peritonun kombine infeksiyonudur. Predispozan faktörler, süpüratif saipenjitte olduğu gibidir.
Pelvik abselerde sıklıkla anaerob organizmalar bulunmasına rağmen PID’de en sık karşılaşılan organizmalar Neisseria gonorrhoea ve Chlamydia trachomatis’tir.Inflamasyon akut olarak başlar, tedaviye çabuk başlanmaz ise kronik PID’ye ilerleme [...]
Fallop tüplerinin tüberküloz infeksiyonudur.
Etyolojide, Mycobacterium tuberculosisin genital bölgenin dışarısından hematojen yayılımı söz konusu olmaktadır.
Tüp mukozası ve duvarında çok sayıda granülom gelişmekte ve bunlar komşu organlarla yapışıklıklara sebep olmaktadır (özellikle överler), ilerlemiş olgularda, tüplerde kazeifiye nekrotik materyalle dolu kavite gelişimi olabilmektedir.
Salpenjit
Fallop tüpünün(lerinin) inflamasyonudur.
Süpüratif salpenjit
Etyoloji-Hemen daima uterin kaviteden kaynaklanan ascendan infeksiyonla oluşmaktadır.
Predispozan faktörler:
• Gebelik ya da endometritin devamı.
• Rahim içi araç (RİA) kullanımı.
• Cinsel temas yoluyla bulaşan hastalıklar (Mycoplasma, Chlamydia ve gonokoklar).
• Actinomyces: RİA kullanımı ile birlikte genital traktusta kolonize olurlar.
Makroskopik olarak, tüpler şiş ve konjesyonedir.
Vasküler dilatasyona bağlı olarak serozal yüzey [...]
Yaşlı postmenopozal kadınlarda ortaya çıkan bu durum, büyük sıklıkta kötü prognozlu olmaktadır. Östrojenik stimülasyonla ve endometrial hiperplazi ile birliktelik mevcut değildir.
Makroskopik olarak:
• Küçük tümörler: endometriumda diffüz, solid alanlar ya da polipoid lezyonlar şeklinde olmaktadır.
• Büyük tümörler: Endometrial kaviteyi dolduran ve genişleten yumuşak, beyaz ve gevrek doku varlığı mevcuttur.
Mikroskopik olarak:
• Hiperöstrojenik [...]
Menopoza yakın olan hastalarda, endometriumun anormal östrojenik uyarımıyla ve endometrial hiperplazi ile birlikte karşımıza çıkmaktadır. Genel olarak iyi prognozludurlar. Tümörlerin çoğunluğunu endometrioid adenokarsinomlar oluşturmaktadır (%60). Tümörün glandüler ve solid patterninin miktarına göre gradelendirilirler . Yüksek grade, kötü prognozla birliktelik göstermektedir
Uterusun kas duvarından gelişen, benign, düz kas tümörleridir. En sık görülen pelvik tümörlerdir, genellikle 30 yaşın üzerindeki kadınların yarısı etkilenmektedir. Menopoz öncesi dekatta semptomatik hale gelmektedir. Sebebi bilinmemektedir, ancak risk faktörleri şöyle sıralanabilir:
• Yaş: 30 yaşın altında nadir.
• Irk: Afrika-Caribbean populasyonunda daha sık.
• Parite: nullipar ve az çocuklularda daha fazla.
• [...]
Tipik olarak perimenopozal çağda görülen, lokalize olarak endometrial bez ve stromanın aşırı büyümesine bağlı olarak meydana gelmektedir. Östrojen stimülasyonuna yanıt olarak, bezlerde aşırı çoğalma sonucunda oluştuğu düşünülmektedir.
Makroskopik olarak, uterusun fundusunda yerleşim gösterirler; boyutları değişken olmakla birlikte, genellikle 1-3 cm çaplıdırlar. Sert ve düzgün yüzeylidirler. Endometrial kavitede nodüler görünüşe sebep olurlar, fakat bazen de servikal orifisten [...]
Tipik olarak üçüncü ve dördüncü dekatlarda, östrojenik stimülasyona yanıt olarak meydana gelmektedir. Hemoraji ile kendini gösterir ancak hemorajinin şiddeti ve sıklığı patolojik değişikliğin derecesine bağlı değildir.
Anovuiatuar siklus
Överde ovumun gelişmesinden ve salınmasından bağımsız bir menstürel siklus mevcuttur ve bu olay reproduktif hayatın başlangıcı ve sonunda normal ve olağandır. Bazı folliküller gelişmeye başlayabilir ve bir süre için hormon sentezleyebilirler. Bununla birlikte, bu gayretin sonucunda atrezi gelişir ve atretik follikül absorbe olur.
irregüler menstruasyonla birliktelik göstermesine rağmen dışarıdan estrojen stimülasyonunun endometriumdaki bezleri prolifere edici [...]
Endometriumun lenf nodlarında, plevra, akciğerler ve umblicusta, lenfatikler ya da kan damarları ile yayılım sonucu yerleştiğini öngörür.Hipotezlerin hiçbirisi endometriosisin tüm özelliklerini tam olarak açıklıyamamaktadır. Her üç mekanizma da farklı düzeylerde etkin olmaktadır.
Makroskopik olarak, endometrial odaklar kistik ve solid kitleler şeklinde karşımıza çıkar. Tekrarlayan kanamalara bağlı olarak, demir pigmentinin birikmesi sonucunda koyu kahverengi izlenmeleri karakteristiktir.
Mikroskopik olarak, [...]
Peitoneal epitelin endometrial epitele diferansiasyonunu öngörmektedir. Ayrıca fallopian tüp epiteli diferansiasyonu da olabilmekte ve sonuç olarak endosalpingosis de ortaya çıkabilmektedir. Bu şekildeki bir metaplaziyi ortaya çıkaran stimuiusun ne olduğu kesin olarak bilinmemektedir.
Menstruasyon boyunca endometrial fragmanlar, fallop tüplerinden peritoneal kaviteye doğru göç ederler. Normal kadınlarda bu materyal immun sistem tarafından yıkılmaktadır, ancak endometriozise yatkın kadınlarda immun duyarsızlık sonucu peritoneal kavitede ektopik endometrial implantlara rastlanır.
Adenomyosis
Endometriumun myometrium derinliklerinde bulunması halidir.
Uterusun büyümesine sebep olabilmekte ve zaman zaman menstrüel anormallikler ve dismenore ile birlikte olabilmektedir.
Makroskopik olarak, etkilenmiş olan myometrium bölgesinde küçük, irregüler ve bir kısmı kistik olan lezyonlardır.
Myometrium tutulumu diffüz olabilir (daha sık) ya da derin endometrial nodüller tarzında fokal olabilir (nodüler adenomyosis).
Mikroskopik olarak, kas tabakasının derinlerinde, yüzeyel endometrium ile devamlılık gösteren, [...]
Kronik endometrit
Endometriumun inflamasyonudur. Tipik olarak menstrüel düzensizlikle birliktedir, sıklıkla infertilite açısından araştırılan hastalarda karşımızaçıkmaktadır.
Mikroskopik olarak, endometriumda lenfoid hücrelerin ve plazma hücrelerinin infiltrasyonu mevcuttur.
Risk faktörleri-Olguların büyük kısmında inflamasyon geliştirmek için belirli bir klinik risk faktörü ile birliktelik mevcuttur
• Yakın tarihteki gebelik, düşük yapma, enstrumentasyon (% 50 olguda).
• Pelvik inflamatuar hastalık, örneğin salpenjit (%25 olguda).
• [...]
Servikal karsinomların büyük çoğunluğunu, transformasyon zonundan ya da ektoserviksten köken alan skuamöz hücreli karsinomlar oluşturur.
ingiltere ve Büyük Britanya’da her yıl 3800 yeni serviks kanseri olgusu ortaya çıkmakta, yılda yaklaşık olarak 2000 kişi hastalıktan dolayı hayatını kaybetmektedir. Sıklıkla 50″li yaşlarda izlenmesine rağmen 20′li yaşlardan itibaren hayatın her döneminde skuamöz hücreli karsinoma ortaya çıkabilmektedir.
CİN, preinvaziv bir lezyon [...]
Taramanın amacı, serviks yüzeyel epitel hücrelerinden alınan smear örneğinin sitolojik olarak incelenmesi ve hastalığın preinvasiv fazındaki atipik hücrelerin ortaya çıkarılmasıdır. Toplum taraması açısından smear örneklemesinin üç yılda bir tekrarlanmasının yeterli olduğu öne sürülmektedir.
Tedavi anormal epitelin lokal olarak ortadan kaldırılması esasına dayanır. Bu amaçla kryoterapi, laser kullanılabilir ya da kon biyopsiyi takiben histolojik inceleme ile niteliği [...]
CIN’de invasif karsinoma ilerleme riski mevcuttur. Bu risk, CİN l’de en az, CİN lll’de en fazladır.
Hastalığın progresyonunu belirlemesi nedeniyle, tarama sıklığı, CIN’ın takibinde önemli bir yer oluşturmaktadır.
Transformasyon zonundaki metaplastik epitelin, preneoplastik (displastik) proliferasyonudur.
Etyoloji-HPV infeksiyonu ile kuvvetli bir ilişkisi mevcuttur.
Risk faktörleri:
• Cinsel ilişki: bakirelerde insidans oldukça düşüktür.
• ilk ilişkinin erken yaşta olması: 17 yaşın altında seksüel ilişkiye giren kızlarda insidans daha yüksektir.
• Cinsel temasla bulaşan hastalıklar: cinsel temasla bulaşan hastalık hikayesi olanlarda insidans daha yüksektir.
• Sigara: [...]
Akut ve kronik servisit
Akut servisit
Servikste erozyonlu akut inflamasyon halidir. Ara sıra herpes simpleks infeksiyonu da akut servisite neden olabilir, bu infeksiyon tipik olarak vulva ve vajenin herpetik hastalığındaki gibidir.
Kronik servisit
infektif vajinit için sorumlu tutulan organizmaların (Trichomonas, Candida, Gardnerella ve gonokoklar) servikste meydana getirdiği kronik inflamatuar hadisedir. Yoğun plazma hücresi ve lenfositinfiltrasyonu ile karakterizedir.
Endoservikal polipler
Endoserviksten köken [...]
Vajenin primer malign tümörleri oldukça nadirdir; skuamöz hücreli karsinom veya adenokarsinom olarak karşımıza çıkarlar.
Sekonder tümörlerine daha sık rastlanır, özellikle serviks, endometrium ve över tümörlerinin invazyonu olarak karşımıza çıkarlar. Uterus veya över kaynaklı bir malignensiden dolayı histerektomi yapılmış hastalarda, vajinal kanama ortaya çıkarsa nedeni araştırılmalı ve biyopsi yapılmalıdır, çünkü geride bırakılan vajen parçasında metastatik tümör görülme [...]
Displastik
Vaginal intra-epitelyal neoplazi (VAIN) Servikal intraepitelyal neoplaziye (CİN) göre daha nadir gözlenir. Olguların büyük çoğunluğunu daha önceden CİN ya da invasiv servikal kanser için tedavi görmüş hastalar oluşturur.
Hastalar, invasiv tümör gözlenenlere göre daha gençtirler. VIN’Iİ ve ona komşu olan epitelde, HPV’ye ait değişikliklere de rastlanır. Yaşlı kadınlarda ara sıra VİN ile invasiv karsinom birlikte görülse de, VIN’ın invasiv karsinoma progresyonuun pek sık olmadığı düşünülmektedir.
Tipik olarak yaşlı kadınlarda, yaygın lokal invazyon ve inguinal lenf nodlarına metastazları gözlenebilen bir hastalıktır. Olgular yeni (de novo) gelişebileceği gibi, karsinoma in-ituya kadar uzanan vulvar intraepitelyal neoplazi olarak bilinen şiddetli epitel displazisinden kaynaklanır.
Dermatofitik funguslar tarafından vulvar derinin infek-te edilmesi sonucunda, benzer ağrılı, yüzeyel inflamasyon ortaya çıkar.
Hem candida hem de dermatofitier fungisitli pesserler ya da sistemik tedavi ile tedavi edilebilirler.
Normalde vajende mevcutturlar, ancak çoğalmaları genellikle normal vajen florası tarafından suprese edilmektedir (Candida eskiden Monilia olarak bilinirdi).
Candidial aşırı çoğalma açısından predispozan durumlar şunlardır:
• Gebelik/estrojen içeren kontraseptifler: kanda yüksek estrojen konsantrasyonu.
• immünsüpresif tedavi, örneğin sitotoksik ilaçlar ve kortikosteroidler.
• Glikozüri, örneğin diabet, gebelik (şeker için renal eşik değerinin düşmesine bağlı olarak).
• Antibiyotik [...]
Fungal infeksiyonlar genellikle yüzeyel dermatofitler ya da Candida albicans tarafından meydana gelir. Genellikle fazla miktarda vajinal akıntı, vulvar kızarıklık ve ağrı ile kendini gösteren fungal vajinitle birliktedir.
Cinsel temas yoluyla bulaşan bu spiroketal mikroorganizma sifilizden sorumlu tutulmaktadır. Hastalığın tipik olarak üç safhası mevcuttur (primer, sekonder, tersiyer).
• Primer: vulva, vajen, glans penis, perianal bölge gibi organizmanın vücuda giriş yerinde ortaya çıkan küçük, endure lezyonlardır (şankr).
• Sekonder: vulvovajinal ve perineal sahada multipl, nemli, siğilimsi lezyonlarla karakterizedir (kondilomatalata). Sıklıkla generalize lenfadenopati yanısıra; [...]
Cinsel temasla bulaşan, flajelli bir protozoandur. Tipik olarak erkeklerde asemptomatiktir, fakat kadınlarda sıklıkla vulva, vajen ve serviks inflamasyonu ile birlikte şiddetle irrite edicici vajinal akıntıya neden olur. Akıntı sıklıkla köpüklü ve kötü kokuludur.
Hastalığın karakteristik özelliği, ağrılı, yüzeyel kasık lenf nodlarının oluşmasıdır (lenfogranuloma venereum). Nodlar deriden rüptüre olabilirler Başlangıçta oluşan ağrısız vulvar ülserasyon sıklıkla gözden kaçarken, sonradan kronik lenfatik obstrüksiyonun oluşması eksternal genital organlarda gode bırakmayan ödem oluşumuna sebep olur.
Gardnerella vaginalis
Gr (-) kokobasildir. Sıklıkla cinsel yolla yayılım gösteren diğer hastalıklarla birliktedir. Hastalar kötü kokulu akıntı tariflerler. Akıntı, grimsidir, yoğun değildir ve zaman zaman köpük de izlenebilir. Akıntı ve kötü koku muayene sırasında hemen ortaya çıkar.