Archive for Kasım 2008
You are browsing the archives of 2008 Kasım.
You are browsing the archives of 2008 Kasım.
Menopoz sonrasında kadınlar kemik kaybı riski ile karşı karşıyadır, ancak erken tanı ile geleceğinizi koruyabilirsiniz.
Menopozdan sonra pek çok kadında osteoporoz ile sonuçlanabilen kemik kaybı gelişir. Ancak, göreceli olarak, oldukça az sayıda osteoporozlu kadına tanı konmuş ya da tedavi uygulanmıştır.
Kemik kaybının pek çok belirtisinin sessiz olduğunu bilmeniz çok önemlidir. Bu nedenle, daha sağlıklı bir geleceği garanti [...]
Anormal kollajen formasyonuna bağlı olarak anormal derecede kırılgan ve frajil kemiklerle karakterize nadir görülen heterojen bir grup konjenital bozukluktur.
Etyoloji-Tip I kollajeni kodlayan gendeki mutasyon osteoidde anormal kollajen oluşumuyla sonuçlanır. Kalıtım şekli dominant ya da resesif olabilir.
Görünüm-şiddeti değişmekle birlikte şu anormallikler genelde mevcuttur:
• Kemikler: Narin ve ince trabekülalıdır, ancak mineralizasyon normaldir. Kemiklerdeki yaygın zayıflık şiddetli [...]
Akondroplazi
Enkondral ossifikasyonun bu herediter bozukluğu kısa eksîremitelere bağlı cücelikle sonuçlanır.
İnsidansı-yaklaşık 10000 doğumda bir görülür ve cüceliğin en sık nedenidir.
Etyolojı-Otozomal dominant, ancak normal ailesi olan çocuklarda da birden görülmesine neden olan yüksek bir spontan mutasyon insidansı vardır (baba yaşının artmasıyla insidans artar).
Patogenez-Kemik büyümesi sırasında epifizdeki kıkırdak hücrelerinin normal sütun formasyonu olmaz ve bu da kıkırdak kemiklerde [...]
Prostatik karsinom
Prostata ait bir adenokarsinomdur . Erkeklerde görülen ikinci en sık kanser tipidir ve insidansı artış göstermektedir. 55 yaş öncesinde nadir gözlenirken, 60 ile 85 yaşları arasında pik insidansa ulaşmaktadır.
Etiyolojisi kesin olarak bilinmemektedir, fakat herhalde hormonlarla ilişkilidir (azalmış androjenler).
Prostat periferindeki esas prostatik bezlerden gelişmektedirler. Bu nedenle, üretral obsturksiyona bağlı mikturisyon zorluğu gibi semptomlar gelişmeden önce [...]
• Hiperplastik glandüler asinilerin nodüler paterni, fibröz stroma aracılığı ile ayrılmışlardır. Bazı nodüller kistik dilatedir ve sütümsü sıvı içerirler.
• Diğer nodüller çok sayıda kalsitik içerirler (corpora amyiacea)
Mikroskopik olarak, hiperplastik asinilerin epiteli (normalden daha geniştir), uzun, silindirik epitel hücreleri tarafından sınırlandırılmıştırlar ve irregüler papiller kıvrımlar oluşturabilirler.
infarkt, hemorajik sınırlı nekrotik alanlara sebep olmaktadır. Özellikle mesane [...]
Benign prostat hiperplazisi
Prostatta en sık karşılaşılan hastalıktır. Prostatın neoplastik olmadan genişlemesi olan bu durum 70 yaş üzerindeki yaklaşık her erkeği tutmaktadır, fakat 45 yaştan itibaren sıklık ve şiddetinin arttğı bulunmuştur.
Etyopatogenez kesin olarak bilinmemekle birlikte, androjen-östrojen dengesizliği sonucu olarak oluştuğuna inanılmaktadır. Periüretral (santral) prostatik bezler (periferdeki esas prostatik bezler değil) hormon duyarlıdırlar ve hiperplaziye gidebilirler.
Tutulan loblar:
• [...]
Özellikle akut lösemide olmak üzere, tümörlerin testise yayılımları ara sıra olabilmektedir.
Non-Hodgkin tipi lenfoma, genellikle az differansiye B hücrelerinden kaynaklanan, diffüz paterne sahip olan lenfomadır. Bu tümörler, testis tümörlerinin yaklaşık %7’sini oluşturmaktadır ve pik insidans 60 ve 80 yaşları arasındadır.
Tübüllerdeki normal Sertoli hücrelerine benzeyen hücrelerden oluşmuş, iyi sınırlı bir tümördür. Lezyonların büyük çoğunluğu benigndir.
Testisin interstisyel ya da Leydig hücrelerinden köken alan, nadir gözlenen bir tümördür. Androjenleri, östrojenleri ya da her ikisini ürünleyebilirler ve sonuç olarak çocuklarda sekonder seks karakterlerinin erkenden gelişmesine, erişkinlerde ise libido kaybı/jinekomastiye sebep olmaktadırlar.
Bu tümörlerin büyük çoğunluğu benigndir, fakat çapı 5 cm’den büyük olanlar ve mitoz gösterenler, malign karakterde davranmaktadırlar
Testis tümörleri nispeten az görülmesine karşın, büyük çoğunluğunun genç erkeklerde ortaya çıkması açısından önem kazanmaktadırlar. Bu yaş grubunda en sık karşılaşılan malignansi formu olmaktadırlar.
insidans, sık değildir (ancak %1-2′yi tutar), ancak özellikle Danimarka olmak üzere birçok batı ülkesinde insidansta artış gözlenmektedir.
Tipik olarak erken erişkin hayatta gözlenirler ve özellikle 20-45 yaş grubu arasında oldukça önem arz etmektedirler.
Etyolojileri [...]
Spermatik kordun pampiniform pleksusundaki venlerde meydana gelen variköz dilatasyonlardır.
Testisin pedinkülü etrafında dönmesi mevcuttur ve venöz obstruksiyonla birliktelik göstermektedir, yani kan testise girebilmekte ancak ayrılamamaktadır. Testis şişer, ağrı da mevcuttur ve en sonunda infarkt (venöz infarkt) meydana gelmektedir, ilerlemiş torsiyonda, testisin vasküler konjesyona bağlı olarak siyahımsı renk almıştır.
Erken tanıma ve cerrahi olarak testisi bu durumdan kurtarma testisin yaşamını sürdürebilmek için gereklidir, ilerlemiş hastalıkta testisin [...]
Tunica vaginalis ve tunica albuginea mezotel hücreleri ile çevrilidirler ve bu bölgede sıvı akümülasyonu, inflamasyon ya da tümör gelişimi (sık olmayarak) olabilmektedir.
Hidrosel
Tunica vaginalis tarafından sınırlandırılan kavitede sıvı birikimi olmasıdır. Skrotum şişmesinin en sık nedenidir.
Etyoloji:
• Konjenital patent prosessus vaginalis, sıklıkla peri-toneal kaviteye devamı olmaktadır.
• Tümörlere sekonder, epididimit, kabakulak ya da akut orşit.
Hematosel
Tunica vaginalis tarafından sınırlandırıan [...]
Konjenital anomaliler ve regresyon Kriptorşidizm
Testislerin skrotuma inmemesinden kaynaklanan bir durumdur. Doğumda yaklaşık %5 bebeğin etkilenmesine rağmen, çoğu ilk yaşta skrotuma inmektedir.
Embriyoda testisin gelişimi, genital kabartının yüksek arka duvarından olmaktadır.
Gestasyonun 7. ayı civarında, testisler arka karın duvarının aşağısına göç ederler ve inguinal ringten skrotuma inmelerinde bir kord (gubernaculum) yol gösterici olmaktadır.
Bazen bu göç, tek (%75 olguda) [...]
iyi differansiye, keratinize ve invaziv olan bu tümör sıklıkla yaşlı erkeklerde görülmektedir. En sık sünnet olmamış erkeklerde olmaktadır. Önceden insan papillomavirusu ile infekte olma ile ilişkisinin olduğu düşünülmektedir.
Kolay kanayan, siğilimsi, karnabahar benzeri büyüyen kitle şeklinde karşımıza çıkar. Tipik olarak yavaş büyümektedir, ancak hastanın sıkılganlığından dolayı sıklıkla ihmal edilmektedir.
Penil karsinoma insitu glansa sınırlıdır. Tek ya da çok sayıda, düz, kırmızı, parlak alanlarla birlikte olan non-spesifik balanitle benzerlik göstermektedir. Displaziden karsinoma in-situ’ya kadar olan bu değişiklikler penil intra-epitelyal neoplazi olarak gruplandırılabilir. Pek çok olgu HPV infeksiyonu ile birliktedir.
Lokal radyasyon ya da 5-fluorouracil kremle yoğun tedavi uygulanmazsa invazif kansere ilerleyebilmek-tedir.
Diabetes mellitusu olan erkeklerde, Candida albicans tarafından oluşturulan infeksiyonlara sıkça rastlanmaktadır.
En sık tutulan bölgeler glans ve prepisyumun iç kısmıdır, fakat ara sıra şaft tutulumu da olmaktadır.
Yakalaşık 2 ayda durum kendiliğinden iyileşirken, tedavi ile daha çabuk iyileşme sağlanabilmektedir. Tedavi edilmezse, sekonder ve tersiyer stilize ilerleme göstermektedir.
Lenfogranüloma venerum (lenfogranulma inguinale) Bu venereal hastalık, granülamatöz lezyonlarla karakterizedir. Etken, Chlamydia trachomatis’tir.
Klinik özellikler:
• Küçük primer lezyon: inokülasyon sahasında [...]
Glansın inflamasyonu (balanit) ve prepisyumun inflamasyonu (poşit), çok çeşitli bakteriyel organizma tarafından oluşturulabilmektedir, en sık karşımıza çıkanlar, stafilokoklar, koliformlar, gonokoklar ve Chlamydia’dır.
Glansın yüzeyinde eksuda ile birlikte, dikkat çekici konjesyon ve ödem ortaya çıkmaktadır. Eğer tedavi edilmezse, kronik skarlaşma ile birlikte ülserasyon ortaya çıkabilir.
Sfiliz-primer şankr
Soliter, sert papül (tipik olarak ağrısız) daha sonra geniş sınırlı indurasyon ve [...]
Penis hastalıkları
İnflamasyon ve infeksiyon
Viral infeksiyon
Penisin sık görülen viral infeksiyonları, genital herpes ve genital siğiller (condyloma acuminatum)’dir.
Genital herpes
Herpes simpleks virusu tarafından oluşturulan, penil mukozanın akut infeksiyonudur. Glans peniste tipik olarak herpetik veziküller meydana gelmektedir. Veziküller, daha sonra yüzeyel ağrılı ülserler oluşturmak üzere patlamaktadırlar.
Virüs yıllar boyunca latent kalabilir. Rekürren herpes infeksiyonları, virüsün reaktivasyonu ile oluşmaktadır ve ateşli [...]
Jinekomasti
Meme dokusunun, benign nitelikte büyümesidir.
Etiyoloji-Hormonal etkiler, artmış östrojen yapımı ya da reseptör duyarlılığından ibarettir. Karaciğer hastalıkları, stilbesterol tedavisi, prostat karsinomu ve klorpromazin gibi ilaçların kullanımı ile birlikte ortaya çıkabilmektedir.
Karsinom
Meme kanserlerinin %1 ‘inden az bir kısmı erkeklerde ortaya çıkmaktadır. Bu durum Klinefelter’s sendromu ile birliktelik göstermektedir ve genellikle duktal tiptedir. Lobüler tip henüz tanımlanmamıştır.
Uterin servikste olan sitolojik metoda denk bir direkt tarama yöntemi yoktur. Primer tarama modalitesi mammografidir; ki bu da, radyasyona duyarlılığı daha az olan meme dokusuna sahip olan yaşlı kadınlarda daha etkili olmaktadır. Mammogramlarda, kalsifikasyonlar ve yumuşak doku deformiteleri gibi anormalliklere rastlanılabilir. Tarama ile bulunan lezyonların tanısı, aspirasyon sitolojisi ya da doku biyopsisi ile konmaktadır. Britanya’da [...]
insidans-tüm kadın kanserlerinin %20’sidir ve 35-55 yaş grubundaki kadınlarda en sık ölüm sebebidir, 45 yaşa kadar oldukça orantılı bir artış mevcutken, daha sonra bu orantı azalarak, artış devam etmektedir.
200 kat bayan üstünlüğüyle, en sık oranlar, Amerika, Batı Avrupa ve Antipodlar’dadır ve de Afrika ve Güney Asya’da en az oranlara rastlanmaktadır.
Predispozan faktörler:
• Atipik epitel proliferasyonu.
• [...]
Duktuslar içinde papilller yapılar oluşturacak şekilde epitel proliferasyonu mevcuttur. Yaşlı kadınlarda olur ve kanlı meme başı akıntısı oluşabilir. Papillomalar genellikle soliterdir ve karsinom riskinde artış oluşturmamaktadırlar. Bununla birlikte, nadir olarak görülen multipl intraduktal papillomlar premaligndir.
Tümör, stroma ve epitelden ibarettir, Stromadaki hücre yoğunluğu fibroadenomdan daha fazladır. Fibroadenomdan daha az sıklıkta görülen bu tümör daha yaşlı kadınlarda (pik insidans 45 yaş) ortaya çıkmaktadır. Klinik olarak hastalar memede kitle ile karşımıza gelirler.
Makroskopik olarak, halka dizilişi tarzında yırtmaç benzeri boşluklar ve solid alanları içeren, beyaz, lastik kıvamında lezyonlardır.
Mikroskopik olarak, değişken görünüş mevcuttur. Benign [...]
Fibroadenoma
Sık olarak gözlenen, benign bir tümördür. Hem stroma hem de epitel proliferasyonu mevcuttur. Genç kadınlarda ortaya çıkmaktadır (en sık 25-35 yaş grubunda). Tipik olarak, 1-4 cm çaplı, düzensiz, fakat mobil kitle oluşturur.
Duktuslar ya da lobüllerdeki epitel hücrelerinin proliferasyonunu tanımlar (duktal hiperplazi ve lobüler hiperplazi). İki tipi vardır:
• Olağan tipte hiperplazi: sitoloji normaldir ve doku yapısında malignite işaretine rastlanmamaktadır.
• Atipik hiperplazi: sitoloji/yapı ve carsinoma in-situ
Florid olağan hiperplazide sonradan invaziv meme kanseri gelişme riski artmıştır, atipik hiperplazide risk daha da artmış olarak karşımıza çıkar ancak carcinoma [...]
Memede karsinomu taklit eden düzensiz kitle oluşturan ve birarada olan çok sayıdaki benign lezyonun jenerik adıdır. Pik insidans menopoz civarındadır. Etyoloji bilinmemektedir.
Histolojik değişiklikler:
• Kistler: mikroskopik olabilecekleri gibi 1-2 cm çaplı palpabl lezyonlar da olabilirler. Karsinomlardan ayırd edebilmek için aspire edilen sıvıda sitolojik inceleme yapmaya ihtiyaç vardır.
• Apokrin metaplazi: hiperplastikduktuslardaki epitel hücreleri normal apokrin bezler [...]
Genellikle sebebi travmadır. Histolojik olarak, nekrozla birlikte multinükleer dev hücreler ve geç fibrosis gözlenmektedir. Karsinomu taklit eden düzensiz kitle oluşturabilir.
Büyük meme kanallarının anormal, ilerleyici dilatasyonudur ve dilate olmuş kanallarda sekresyonlar birikmektedir. Etyoloji bilinmemektedir ve yaşlı kadınlar (perimenopozal çağ) etkilenmektedir. Hastaların memelerinde karsinomu taklit edebilecek, sert bir şişlik gelişebilir. Ayrıca hastalarda kanlı meme başı akıntısı da ortaya çıkabilir.
İnflamatuar hastalıklar ve infeksiyonlar
Akut mastit ve meme absesi
Ender olarak rastlanılır. Genellikle laktasyonun komplikasyonu olarak izlenirler. En sık rastlanan organizma Staphylococcus aureus’tur. Organizmanın giriş yolu, meme başı ve areoladaki çatlak ve fissürlerdir. Eğer direnaj yetersizse, abse gelişimi olabilmektedir.
Nadirdir. Doku yığını oldukça az sayıda villus içeren koryonik epitelden ibarettir. Tipik olarak benigndir, ancak malign dönüşüm olabilir.
Trofoblastik dokudan kaynaklanan bu malign tümörlerin, damar duvarlarına yayılmaya meyillidirler. Hematojen metastazlar erken safhada, özellikle akciğer ve beyin olmak üzere, pek çok alana olmaktadır.
Birleşik Krallık (UK) ve ABD’de nadirdirler (her 50000 gebelikten 1 tanesi), fakat Asya, Güney Amerika ve Afrika’da daha sık olarak karşımıza çıkarlar.
Etyoloji-Yaklaşık %50’si hidatidiform molden kaynaklanırlarken, %20 kadarı da normal bir gebelik [...]
Hidatidiform molün kan damarlarıyla birlikte desiduadan myometriuma doğru ilerlemesidir. Uterus perforasyonu ortaya çıkabilir ve parametrium invazyonu ile sonuçlanabilir. Malign transformasyon nadirdir.
Gestasyonel trofoblastların, koryonik villuslardan köken alan kistik veziküllerin benign kitle oluşturmak üzere, anormal gelişmesi hadisesidir.
Etiyopatoloji bilinmemektedir. Klinik özellikler:
• Amenoreyi takip eden sürekli ya da aralıklı vajinal kanama.
• Gebeliğe ait diğer semptomlar: kusma, preeklampsi.
• Büyümüş, yumuşak uterus (haftasina göre beklenenden daha büyük).
Tanı, idrarda artmış koryonik gonadotropin atılımı (tipik olarak normal gebeliklerden daha yüksek), [...]
Preeklamptik bir bayanda, epilepsi ya da serebral kanama gibi durumların haricinde, bir ya da daha fazla konvülsiyon gelişmesidir.
Nadirdir; sadece hastaların küçük bir kısmında şiddetli preeklampsi eklampsi geliştirmektedir.
Klinik özellikler, şiddetli sistemik karışıklıktan ibarettir, örneğin frontal başağrısı, hızlı ve sürekli olarak kan basıncında artma, şok, anüri ve nöbetler.
Yaygın kan damarı oklüzyonu ile birlikte yaygın damar içi pıhtılaşma [...]
Azalmış olan plasental kan akımı, geç gebelikte, özellikle doğum süresince, perinatal mortaliteye sebep olmakla birlikte, fetal hipoksi riskinde de artışa sebep olmaktadır. Fetuste ayrıca intrauterin gelişme geriliği olmakta ve düşük doğum ağırlığına sahip olmaktadır.
Maternal problemler daha az sıklıktadır, büyük çoğunlukta şiddetli pre-eklampsi çerçevesinde olmaktadır.
Daha önceden kan basıncı normal olan bayanda, gebelik boyunca gelişen, kan basıncının yükselmesi
(>140/90 mmHg) hadisesidir. Tüm gebelerin yaklaşık %10′unda ortaya çıkmaktadır. Etiyoloji bilinmemektedir. Risk faktörleri:
• Parite.
• Diabet.
• Hipertansiyon.
• Çoğul gebelikler.
• Primigravid.
• 35 yaşın üzerindeki bayanlar.
Plasentanın kısıtlı olan spiral arterlerinden, düşük rezistanslı vasküler sinuslara olan değişimdeki [...]
Ard arda üç (3) kere spontan düşük oluşumunu ifade etmektedir.
Uterusta embriyonun gelişimi gerçekleşmemiş ya da ölmüştür, fakat konsepsiyon ürünleri dışarı atılmamıştır. Mevcut gebelik yavaş yavaş absorbe olmaktadır ve genellikle olay jinekolojik açıdan, açıklanamayan amenore şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Yaklaşık 12 haftadan sonra, karnöz mol oluşumu (yaprağımsı kan pıhtısının oluşmuş lobüle kitle) muhtemeldir ve genellikle 18 haftadan sonra masere olmuş fetusun dışarı atılması gerçekleşmektedir.
Konsepsiyon ürünlerinin vagina aracılığıyla dışarı geçişi sağlanmıştır ve uterus boştur. Hafif kanama vardır. Uterus küçüktür ve serviks kapalıdır.
Düşük tehdidi
Plasental sahadan kanama mevcuttur ancak, gebeliğin terminasyonuna sebebiyet verecek kadar şiddetli değildir. Serviks kapalıdır, fakat hafif ağrılı uterus kontraksiyonları ortaya çıkabilmektedir. Gebelik devam edebilir.
Kaçınılmaz düşük
Kanama hafiftir, ancak serviks genellikle açıktır. Klinik olarak hastalar düşük tehdidi gibi belirti verir, fakat kanama retroplasentaldir ve fetus zaten ölmüştür. Ara sıra konsepsiyon ürünlerine servikal kanalda rastlanabilmektedir.
İnkomplet abortus
Fetus ve [...]
Çok sayıda fertilize olmuş ovum implantasyonu başarı ile tamamlayamamaktadır. Tüm konsepsiyonların %40′ından fazlasının gebeliğe dönüşmesinin başarısızlıkla sonuçlandığı tahmin edilmektedir.
EtiyoiiSpontan düşük sebepleri, gebeliğin değişik evrelerine göre farklılık göstermektedir
• Fallop tüpünün lümeni içine: sıklıkla ampuller bölge gebeliğinde olmaktadır. Gebelik, tüpün fimbrialı son kısmına karşı gelişir. Peritoneal kaviteye hafif kanama gelişimi olurken, Douglas poşunda pıhtı toplanması olabilir.
• Peritoneal kavite içine: büyük sıklıkta tüpün istmus kesiminde gerçekleşir. Spontan olarak veya bası sonucunda (örneğin; ıkınma, koitus ya da pelvik muayene). Kanama, şiddetli [...]
Ektopik gebelikler
Fertilize olmuş ovumun uterin kavite dışında implante olmasıdır. Yaklaşık 300 gebelikten 1 ‘inde görülmektedir. Fallop tüpü (özellikle ampulla kısmı) olayın en sık görüldüğü bölgedir. Diğer anormal implantasyon bölgelerine oldukça nadir olarak rastlanır; bunlar, peritoneal kavite, över ve servikstir.
Etyoloji kesin olarak bilinmemektedir, ancak ektopik gebelik, muhtemelen fallop tüplerindeki birtakım yapısal anormallik neticesinde meydana gelmektedir, örneğin: [...]
Faliop tüplerinin malign tümörleri:
• Primer: adenokarsinomlar; tipik olarak postmenopozal kadınlar etkilenmektedir. Geç belirti vermelerinden dolayı prognoz kötüdür.
• Sekonder: endometrial tümörler tüp lümeni aracılığı ile yayılabilir ayrıca pelvik peritondaki metastatik hastalık tüp serozasını tutabilir.
Tipik olarak mezosalpinks tümörleridir.
Fallop tüplerinin tümörleri oldukça nadirdir. Benign veya malign olabilirler.
Överin büyümesine sebep olan, metastatik “signet ring” adenokarsinomdur.