Archive for Ekim 2009
You are browsing the archives of 2009 Ekim.
You are browsing the archives of 2009 Ekim.
Hemen her ülkede çok nadir olarak B vitamini eksikliğine rastlanmakla birlikte beriberi hastalığı, Asya dışında endemik değildir. Erişkinlerde Sporadik beriberi vakalarının çoğu kronik alkoliklere sınırlıdır. Ana besini öğütülmüş pirinç olan toplumlarda tiamin eksikliği bir halk sağlığı problemi olarak ortaya çıkar.
Beriberi bulguları ön planda sinir sistemini ve kardiovasküler sistemi ilgilendirir. Gerek erişkinlerde, gerekse büyük çocuklarda polinevrit [...]
B grubu vitaminler bütün canlı hücrelerde besinlerin oksidasyonu ve enerji oluşumu ile ilgili enzim sistemlerinde kofaktör olarak rol alır. B gruou vitaminlerin herhangi birisinin eksikliği diğerlerinin kullanımını da etkiler. Bu grup vitaminlerden herhangi birisinin tek başına yetersizliği nadirdir. Ayrıca, bu gruptan herhangi birisinin fazla miktarda alınması vitamin dengesini bozarak gruptaki diğer vitaminlerin yetersizliğini yaratabilir. Tedavide [...]
Diğer yağda eriyen vitaminler gibi gereğinden fazla K vitamini toksik olabilir. Erişkinlerde 20-40 mg’hk dozlar toksisite bulgusu olmaksızın birkaç hafta süre ile verilebilir. K vitamininin büyük dozları geçici bir hiperprotrombinmi meydana getirebilir. Menadion ve türevleri gibi suda eriyen K vitamini analogları yüksek dozlarda verildiği zaman yenidoğanda kernikterus oluşturabilir. Pretermlik ve E vitamini eksikliği K vitaminin [...]
Erişkinlerde besin yetersizliğine bağlı K vitamini eksikliği bilinmemektedir. Yenidoğanda ise intestinal flora henüz gelişmemiş olduğundan barsakta K vitamini yapımı yetersizdir. Yenidoğan bebeklerde ve özellikle pretermlerde safra salgısı da sınırlıdır, yağ ve yağda eriyen vitaminlerin emilimi ileri yaşlara kıyasla düşüktür. Bu nedenle yenidoğan bebek K vitamini eksikliğine eğilimlidir. K vitamini eksikliği ve ilk günlerde karaciğerde pıhtılaşma [...]
Yüksek dozda alman E vitamininin, K vitamini aktivitesini engellediği ve pıhtılaşma süresinin uzamasına yol. açtığı gösterilmiştir. Erişkinlerde 400 İÜ den yüksek miktarlar ile hipertansiyon, tromboflebit, pulmoner emboli ve yorgunluk gibi bulgular; günde 600 İÜ den fazla E vitamini alan kadınlarda tiroid hormonu salgısında azalma ve serum trigliseridlerinde artma bildirilmiştir.
İnsanda E vitamini eksikliğini saptamak zordur. Deneysel olarak vitaminin antioksidan etkisinin kaybolmasına bağlı olarak hücrelerde dejenerasyon ve hücre membranmda dayanıksızlık oluşabileceği gösterilmiştir. Hayvanlarda E vitamini eksikliğinde fetus ölümü, testis atrofisi, doğumsal anomali, kas distrofisi, anemi, miyokard dejenerasyonu, ensefalomalasi ve karaciğer nekrozu saptanır. Klinikte E vitamini eksikliği sonucu gelişen en belirgin bulgu eritrositlerin hemolize eğiliminin artmasıdır.
Plasentadan [...]
Aşırı karoten içeren besinlerin verilmesi ve karotenin hızla A vitaminine çevrilememesi sonucu görülür. Diabetes mellitus, hipotiroidi ve anoreksia nervosa’da karotenoid maddelerin A vitaminine dönüşme süreci yavaşlamıştır ve hi-perkarotenemiye eğilim vardır. Karotenoid maddelerin A vitaminine dönüşmesinde rol oynayan enzimlerin doğumsal eksikliği de bildirilmiştir. Hiperkarotenemi bulgusu, avuç ve tabanda en fazla olmak üzere deride sarı renktir. Bunun [...]
Uzun süre yüksek dozlarda A vitamini kullanıldığında görülür. Sütçocuklarmda hipervitami-noz daha kolaylıkla gelişir. 4.000-25.000 İÜ/kg/ gün gibi miktarlar A hipervitaminozu yapabilir. Yetişkinlerde ancak uzun süre 40.000-600.000 İÜ gibi yüksek günlük dozlar ile toksisite oluşabilir.
Gebelikte aşırı A vitamini alınmasının çocukta doğumsal anomalilere yol açabileceği bildirilmiştir.
Akut A hipervitaminozunun klinik bulguları akut bir ensefalopatiye benzer. Bulantı, kusma, letarji, [...]
A vitamini eksikliğine dünyanın birçok ülkelerinde, özellikle PEM’in çok görüldüğü yörelerde 1-6 yaş arası çocuklarda en fazla rastlanır. Bazı bölgelerdeki yiyeceklerin içeriği ve/veya kültürel nedenlerle diyetin A vitamininden fakir olması sonucu oluşur [primer yetersizlik). Vitaminin emilimini, depolanmasını, taşınmasını engelleyecek bozukluklar sekonder yetersizliklere yol açar. Örneğin, uzun süre vitamin verilmeden yapılan damar içi perfüzyonlar, sınırlanmış diyetler, [...]
Vitamin eksiklikleri Cavitaminozlar), diyetle alman vitaminin gereksinimden daha az olması sonucu (primer eksiklik, ekzojen) veya diyette yeterli miktar vitamin olmasına karşın emilim, transport veya intrasellüler metabolizmada bir defekt sonucu (sekonder veya endojen) oluşabilir. Sekonder Cendojen) tipte vitamin eksikliklerinin çocuklarda rastlanan en belirgin Örnekleri «piridoksine bağımlılık» sendromu ile bazı rahitis tipleridir.
Vitamin eksikliği bazen yalnızca kan ve [...]
Şişmanlık, genelde gerilemeyen ve ileri yaşlara yansıyan bir durumdur. Erişkin şişmanların yaklaşık 2/3 ünde şişmanlık başlangıcının 5-6 yaşlarına kadar uzandığı saptanır. Sütçocukluğunda aşırı şişman olan bebeklerin çoğunluğu şişman çocuklar olurlar. Ergenlik öncesinde orta derecede şişman çocukların % 60 mm, aşırı şişmanların % 84 ünün ve ergenlik döneminde şişman olan çocukların % 96 sının erişkin yaşlarında [...]
Serebral hareket bozukluğu kas distrofisi gibi hastalıklarda çocuk büyüdükçe, hareket azlığına bağlı olarak alman kalori tüketilenden fazla olur ve obesite gelişebilir. Zekâ geriliklerinde çocuğun kendini kontrol edememesi aşırı yemek nedeni olabilir. Down sendromunda ve Klinefeiter sendromunda zekâ geriliğinin yamsıra şişmanlığa eğilimi arttıran genetik veya metaboiik bozukluklardan da söz edilmektedir.
Hayvan deneylerinde hipotalamusun ventromedial bölgesinin bilateral lezyonları iştahta aşırı bir artma ve obe-siteye yol açar. İnsanda da beyin tümörleri, menenjit, ensefalit ve ağır beyin travması vakalarında herhangi bir hormonal bozukluk oluşmaksızın hiperfaji ve obesite gelişebilmektedir. Lösemili hastalarda MSS invazyonu sonucu nadir olarak hipotalamik bir şişmanlık ortaya çıkabilmektedir.
Zekâ geriliği, obesite, polidaktili, retinitis pigmentosa ve genital hipoplazi [...]
Çocuklarda nadir olmayan ve hipotalamo-hipofizer sistem fonksiyonlarını etkileyebilen bu beyin tümörleri, iştah ile ilgili hipotalamik merkezlerde harabiyete veya ön hipofizden büyüme hormonu ve TSH salgılarında azalmaya yol açarak şişmanlığa neden olabilir. Bazı vakalarda tümör sinsi olarak gelişir ve başlangıçta şişmanlık ilk dikkati çeken bulgu olabilir.
Bu vakalar boyun kısa olması, ayrıca yağ toplanmasının tipik olarak gövde3â tutması özellikleri ile basit obesiteden kolaylıkla ayırt edilir. Giükokortikoid hormonların lipolitik ve antilipojenik etkili olmalarına karşm Cushing vakalarında aşırı yağ depolanması, bu hormonların glükoneogenetik etkileri sonucu insulin salgısının artması ile açıklanır.
Sürrenal kortikosteroidleri ile uzun süre tedavi edilen çocuklarda da Cushing hastalarına benzer bir [...]
Bazal metabolizma düşük, aktivite azdır. Enerji gereksinimi azalmış olduğundan alınan kalori tüketilenden fazladır ve şişmanlık gelişir. Genellikle obesite aşırı değildir. Dokuların miksödemi nedeniyle çocuğun şişman görünümü daha belirgin olur. Çoğu kez şişmanlık boy kısalığı ile birliktedir. Özellikle edinsel hipotiroidi vakalarında boy kısalığı ve hipotiroidinin diğer klinik bulguları belirgin olmayabilir. Şişman çocuklar hipotiroidi yönünden incelenmelidir. Bu [...]
Tüketilenden daha fazla enerji alınması şişmanlığın başlıca nedenidir. Bu tip obesite «ekzojen obesite» olarak adlandırılır ve şişmanların büyük çoğunluğu bu gruba girer. Obesite ayrıca Laurence-Moon-Biedl, Prader Willi, Cus-hing gibi bazı hastalık veya sendromlara eşlik edebilmekle birlikte bu tip obesite nadirdir.
Obesite kalori alımı ile kullanımı arasındaki dengesizlik sonucu ortaya çıkar. Bununla birlikte ekzojen obesite etiolojisinde etkili [...]
Vücut yağ dokusunun aşırı artmasına şişmanlık «obesite» denir. Yakın yıllara kadar çocuklardaki şişmanlık üzerinde pek durulmamış ve «şişman çocuk sağlıklı çocuktur» inanışı gerek aileler gerekse hekimler arasında oldukça yaygın bir biçimde kabul görmüştür. Bugün, şişmanlık ile hipertansiyon, kardiovasküler hastalık, diyabet, dejeneratif artrit, tromboflebit gibi birçok hastalık arasında sıkı bir ilişki olduğu, şişman kişilerde hayat süresinin [...]
İyileşme iki evrede gerçekleşir. İlk 2-3 hafta içinde ödem ve diğer klinik belirtilerin çoğu kaybolur, majör biyokimyasal ve fizyolojik değişiklikler normale yakın değerlere döner. Bundan sonraki evrede çocuk giderek tartı kaybını telafi eder ve bütün diğer reversibl değişikliklerin tam düzelmesi gerçekleşir. Hastaneye girişten 2-3 ay sonra çocuk genellikle boyuna uyan kiloya erişmiştir ve klinik olarak [...]
İnsan hayatında sevginin ilk belirişi anne ve bebek arasında oluşan derin bağdan kaynaklanır. Çocuğun gelişimini önemli derecede etkileyen bu anne-çocuk ilişkisi ve karşılıklı bağlanma için «bonding» terimi kullanılmakta ve hekimin bu konuda bilinçlenmesi gereği çağdaş kitaplarda vurgulanmaktadır. Bebeğin anneye bağlanma sürecini inceleyen araştırmacılar, uzun süreli bir ayrılığın çocuğun motor, mental ve duygusal gelişimi üzerindeki olumsuz [...]
Yaşamın ilk ayını kapsayan yenidoğan döneminde mortalite ve morbidite çocukluk dönemlerine oranla çok daha yüksektir. Yenidoğan bir bebeğin bakımının özel bir uzmanlık konusu olarak ele almışı son yirmi otuz yılda olmuştur. Günümüzden yaklaşık yüz yıl kadar önce, 1878 lerde Fransız doktor Tarnier ufak ve hastalıklı yenidoğanlann bakımında ilk kez kuvözleri kullanmıştır. 1920 lerde Şikago’dan Hess [...]
Kongenital veya edinsel olarak gelişebilir, büyük çocuklarda görülen oküler toksoplazmoz sıklıkla kongenital veya postnatal infeksiyonun bir reaktivasyonu olarak görülür. Yenidoğanda göz lezyonları bilateraldir. Daha geç ortaya çıkan toksoplazmozda korioretinit tek taraflı olabilir ve hastalığın tek belirtisini oluşturabilir. Aktif dönemde fundus’da etrafları kabarık ve hiperemik bir zar ile çevrilmiş beyaz veya sarımtrak beyaz lezyonlar gözlenir. Gözün [...]
Preterm ya da hasta bebeklerin özel bakım gereksinimlerini karşılayacak bir bölümdür. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde (YYBÜ) en ağır hastaların tıbbi gereksinimlerine yanıt verebilecek araç, gereç ve eleman olanakları vardır. ABD standartlarına göre 1 milyon nüfus için iki veya üç YYBÜ kurulması gereklidir. YYBÜ leri ortalama 30 yataktan oluşur. Ünitelerin doğum odası ile aynı katta ve [...]
Bebek odaları ve doğum sonrası odaları
Annelerin doğum sonrası hastanede kalış süresi giderek kısalmaktadır. Ayrıca çağdaş doğum hastaneleri anne ve çocuğun beraberliğini sağlayacak biçimde düzenlenmektedir. «Rooming in» olarak adlandırılan bu düzenleme ile anne ve \enidoğan aynı odada yanyana olabilmekte, hemşireler anne-çocuk ikilisine birlikte bakmak üzere görevlendirilmektedir. «Rooming in» düzeni ile anne doğumdan kısa bir süre sonra [...]
Obstetrik birim
Perinatal merkezde hastaların % 70 i doğum açısından risksiz veya düşük risklidir. Bu birimde doğum öncesi, doğum, doğum sonrası odaları biribirleriyle bağlantılı birer bölüm olarak planlanır.
Böyle bir merkez için ayrılacak toplam alan, net kullanım alanı m2 cinsinden hesaplandıktan sonra bu alan 1.55 ile çarpılarak saptanır. 1.55 faktörü koridorlar, duvarlar gibi ek yapılar için gerekli ek alanları kapsar.
Net kullanım alanı hesaplanırken hasta-ba-kım alanı ile birlikte laboratuar ve cihaz odaları, ilaç hazırlama odası, hemşire istasyonu, süt bankası, solunum egzersiz odası, aile görüşme [...]
Sağlıklı bir yenidoğamn gelişimi için döllenmeden başlayarak ve özellikle 26 inci gestasyon haftasından sonraki dönemde fetusun çok iyi izlenmesi, doğum olayının en iyi koşullarda gerçekleştirilmesi ve doğumdan sonra da bebeğin çok iyi değerlendirilerek bakım ve tedavisinin en iyi şekilde sağlanması gereklidir. Bu nedenle ideal olarak kurulacak merkez veya servis, basit bir yenidoğan bakımı merkezi olarak [...]
Ekstrauterin yaşama uyum, vücudun hemen tüm organlarında bazı fonksiyonel değişimleri gerektirir. Doğumda fetusun plasentadan ayrılması gaz değişimiyle ilişkili fizyolojik olayların gelişiminde Önemli bir dönüm noktasıdır. Aynı derecede önemli bir olay da fetusun uterusun stabil ortamından ayrılmasıdır. Doğum, dolaşım-solunum ve ısı homeostazmın işlerliğini anîden denemeye tabi tutan bir olaydır. Yenidoğanm tedavi ve bakımı açısından bu mekanizmaların [...]
MRI görüntülerinde işaretlenen bölüm, insanların aşk acısı veya sevgililerini kıskandıklarında hissettikleri neredeyse fiziksel acıya yakın olan acının da yönetildiği bölüm.
İngiliz bilim adamları beyindeki kıskançlık lobunu bulduklarını açıkladı.
Bilim adamlarının keşfettiklerini açıkladıkları kıskançlık bölümü insanların aşk acısı veya sevgililerini kıskandıklarında hissettikleri neredeyse fiziksel acıya yakın olan acının da yönetildiği bölüm.
Yeni Tedavilere Işık Tutacak
Bu keşifle beyinle ilgili hastalıklar, [...]
Semptomatik edilsel infeksiyona her yaşta nadir olarak rastlanılabilir. Genellikle infeksiyon asemptomatik seyreder. En sık rastlanan klinik form lokalize bir adenopati sendromudur. Bazen de ateş, yaygın lenfadenopati, kas ağrıları, makülopapüler döküntü, hepatosplenomegali, ensefalit, tek taraflı korioretinit, pnömoni, miyokardit görülebilir.
Yenidoğanda görülen birçok hastalıkta olduğu gibi kongenital toksoplazmozda da bulgular çok çeşitlidir. Ateş, hidrosefali veya mikrosefali, hepatosplenomegali, sanlık, konvülziyon, genellikle bilateral olan korioretinit, serebral kalsifikasyonlar ve serebrospinal sıvıda ksantokromi ve mononükleer hücre artışı, kongenital toksoplazmozun klasik bulgularıdır. Makülopapüler veya peteşi şeklinde döküntü, miyokardit, solunum güçlüğü, nefrotik sendrom, sağırlık, periferik kanda eritroblast artışı, trombosi-topeni, lenfositoz, monositoz, [...]
Toksoplazma infeksiyonun geçişi çeşitli yollarla olmaktadır.
Oral yol ile toksoplazma infeksiyonu pişmemiş etlerden, kedilerin dışkılarmdaki infektif ookistlerle bulaşmış vektörlerden (sinek, böcek) veya besinlerle alınabilir.
Plasental yol kongenital toxoplasmosis’e yol açar. Toksoplazma infeksiyonu plasenta yolu ile ancak gebelikte aktif infeksiyon geçirilirse bebeğe bulaşabilir. Anneye tedavi uygulanırsa bebekte hastalık riski azalır. Maternal infeksiyon gebeliğin erken döneminde oluşursa fetusa geçiş [...]
Toxoplasma gondii doğada U taşizoid veya proliferatif form, 2) doku kisti (intrakistik form), 3) ookist (sporozoid oluşturan form) olmak üzere üç ayrı şekilde bulunur. Taşizoid form ve doku kistleri kedilerin barsak dışında dokularında bulunur. Diğer memeli hayvanlarda ve kuşlarda parazite yalnızca bu iki formda rastlanır. Ookist ise diğer memelilerde görülmez, yalnızca kedi ailesinde infeksiyonun enteroepi-telial [...]
TOKSOPLAZMOZ
Toksoplazmoz, etkeni toxoplasma gondii olan ve değişik klinik. tablolar yapabilen bir parazit hastalığıdır.
Sıtma tarih boyunca bilinen eski bir hastalıktır. Hastalığa bugün Japonya dışında Uzakdoğu ülkelerinde, Afrika’da, Orta ve Güney Amerika’da rastlanmaktadır. Yalnızca Afrika’da 10 milyon malaryalı bulunduğu ve bu hastalıktan her yıl yaklaşık bir milyon ölüm görüldüğü bilinmektedir.
P.falciparum ve P.vivax en yaygın olarak rastlanan malarya parazitleridir.
Ülkemizde malarya önemli bir sağlık sorunu olmuş ve 1945 de Sıtma Savaş [...]
Etioloji
Malarya etkeni plazmodiumlardır. Bu grup parazitlerden P.vivax, P.malariae, P.falciparum ve P.ovale insanda hastalık yapan türlerdir. Bu dört grubun benzer biyolojik özellikleri vardır.
Plazmodium türlerinin vektör olan anofel türlerinde ve ara konak olan insanda gözlenen iki ayrı evrimi vardır (şekil 10.10.2). İnsandaki evrim protozoanm endo-jen, veya aseksüel üreme evresi, anofeldeki ise eko j en veya seksüel üreme [...]
SITMA (MALARYA)
Bir protozoa hastalığı olan malaryada klinik tablo düzenli aralıklarla gelen ateş ve titreme ile karakterizedir. Çeşitli antimalarial ilaçların bulunmasına karşın hastalık birçok ülkede yüksek morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam etmektedir. Ölüm en çok 1-5 yaşları arası çocuklarda görülür.
L.donovani veya L.infantum ile infeksiyon viseral leishmaniasise neden olur. Hastalık uzun inkübasyon süresi, sinsi başlangıç, uzun seyir, düzensiz ateş, tartı kaybı, karaciğerin ve dalağın progresif büyümesi, lökopeni ve anemi ile karakterizedir. Tedavi edilmezse mortalite yüksektir. 2-24 ayda ölüm görülür.
Kala-azar Hindistan ve çevresinde, Afrikanm doğusunda, bazı Akdeniz ülkelerinde ende-miktir. Kırsal kesimlerde ve kötü sosyoekonomik koşullarda yaşayanlarda [...]
L.brasiliensis’in etken olduğu mükokütanöz leishmaniasis nazofarinkste geç metastatik invazyon yapmasıyla diğer leishmaniasis tablolarından ayrılır. Başlangıçta derideki lezyon hafif endürasyonlu papül şeklindedir. Papül giderek genişler ve ortası ülserleşir. Birkaç ay ile birkaç yıl içinde spontan iyileşir. Bazı vakalarda tatarcık sokmasından aylar veya yıllar sonra ve genellikle primer lezyon iyileştikten uzun bir süre sonra, en sık oral-nazal [...]
L.tropica ile infeksiyon şark çıbanına neden olur. Bu hastalık en sık Akdeniz kıyılarında ve Ortadoğu ülkelerinde, Sovyetler Birliğinde görülür. Hastalık kuru (kentsel) ve yaş (kırsal) kütanöz leishmaniasis olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. L.tropica minör ile olan infeksiyonda kuru veya kentsel kütanöz leishmaniasis tablosu görülür. İnkübasyon süresi 6-10 aydır. Lezyon yüz ve kolların açık yerlerinde [...]
Leishmaniasis çocuklarda viseral leishmaniasis (Kalaazar), kütanöz leishmaniasis (Şark çıbanı), nazooral veya mükokütanöz leishmaniasis olmak üzere herbiri değişik leishmania ile oluşan 3 ayrı klinik tablo gösterir. Leishmaniasis’in en sık rastlandığı bölgeler Orta ve Güney Amerika, Afrika savanaları, Ortadoğu, Orta ve Güney Asya’dır. L.tropica (eski dünya leishmaniasisi), L.mexicana ve L.brasiliensis (yeni dünya leishmaniasisi) kütanöz leishmaniasis yapar. L.tropica [...]
Uzmanlar hatalı yapılan sünnetin ileride sertleşme ve erken boşalma sorunlarına sebep olduğunu söylüyorlar.
Ürolog Dr. Hakan Güzel, erkekliğin ilk adımı olarak bilinen sünnetin uzman kişilerce yapılmasının cinsel sağlık için büyük önem taşıdığını, hatalı yapılan sünnetin ileriki yaşantıda sertleşme ve erken boşalma problemlerine sebep olduğunu söyledi.
Dr. Hakan Güzel, mahallelerde ‘sünnetçi’ olduğu iddia edilen ehil olmayan kişilere sünnet [...]
G.lamblia infeksiyonu ile oluşan bulguların patogenezi çok iyi anlaşılamamıştır. İntestinal biyopsi incelemelerinde mikrovilhıslarda değişiklikler, müküs sekresyonunda artma, intraepitelial lenfosit ve diğer iltihap hücrelerinde artma, parsiyel villöz atrofi gösterilmiştir. Mukoza değişiklikleri ile birlikte Dxylose, yağ, folik asit, Bı ve A vitamini mallabsorpsiyonu, pankreas enzimlerinde ve intestinal disakkaridaz aktivitesinde de azalma saptanır. Bununla birlikte mukoza değişiklikleri saptanmayan [...]
Giardiasis
Giardia lamblia Ceş isimler: G.intestinalis, G.duodenalis, Lamblia intestinalis) flajelli ve ishal etiolojisinde önemli rolü olan bir protozoon-dur.
İnfeksiyon giardia kistleri ile kontamine su ve besinlerin alınmasıyla veya direkt olarak infekte kişilerle temas ile bulaşır. İnsan giardia için primer kaynaktır. Köpekler de infekte olabilir.
Giardiasis sıklığı sanitasyon düzeyi ve suların dezenfeksiyon koşulları ile ilişkilidir. Dünyanın değişik ülkelerinde prevalans [...]
Patogenez ve patoloji: Barsak mukozasına yerleşen E.histolytica çoğalarak barsak mukozasına ve submükozaya yayılır ve lokal iltihap yapmadan ülserasyona yol açar. Ülserlerin çevresi ödemli ve hiperemiktir. Yumuşak kenarlı olan bu ülserler en sık çekum, transvers ve sig-moid kolonda görülür. Amip karaciğere ulaşırsa yine iltihapsız litik lezyonlara neden olur. E.histolytica nadiren ekstraintestinal organlara da yayılabilir.
Klinik bulgular: İnfekte [...]
Protozoonlar hayvanlar aleminin tek hücreli ve en basit elemanlarıdır. 20.000 den fazla pro-tozoon cinsi bilinmektedir. Protozoonlar, 1) Sarcodina: Psödopodlar oluşturarak hareket eden ameboid protozoonlar (Entamoeba histolytica, Dientamoeba fragilis); 2) Siliaklar: Kirpiksi oluşumları olanlar (Balantidium coli); 3) Flajel-lalılar: Büyükçe ve kancaya benzer oluşumları olanlar (Giardia lamblia); ve 4) Sporozoa: Spor yapanlar (Plasmodiumlar) olmak üzere 4 sınıfta [...]
Echinococcus granulosis, nadir olarak da E.multilocularis, E.oligarthrus, E.vogeli larvaları insanda hidatik hastalığına «echinococcosis» neden olur. Hastalık Akdeniz bölgesinde, Rusya, Güney Amerika, Güney Afrika ve Avustralya’da endemiktir.
E.granulosus’un erişkin şekli köpek ve kedi gibi hayvanlarda barınır. Ekinokok infeksiyonu hayvancılık yapılan bölgelerde yaygındır. Koyun, sığır gibi ara konaklar yumurtaları ağız yoluyla alırlar. Bu hayvanların çeşitli organlarında hidatik kistler [...]
Hymenolepsis nana ile infeksiyon sıcak bölgelerde yaşayan çocuklarda sıktır. Genellikle spesifik semptom yoktur. Fazla sayıda parazit varsa karın ağrısı ve ishal olabilir. Niclosamide ile tedavi edilir. Praziquantel de 25 mg/kg. etkilidir.
Taenia saginata, T.solium ve Diphyllobothrium latum insanda infeksiyona neden olan 4-10 metre uzunluğunda yassı solucanlardır. Skoleks adı verilen başlarında birkaç milimetre genişliğinde vantuz veya çengeller vardır. Bir milimetrelik boyun bölgesini segmente proglottidler izler.
İnfeksiyon insana bu sestodların larvalarını içeren çiğ veya az pişmiş etin yenmesi ile bulaşır. T.saginata infeksiyonu yaygındır. Larva (sistiserkus) evresi sığırda geçer. T.solium [...]
Trichinella spiralis ile infeksiyon insanda çok sık değildir. İnfeksiyon canlı larva kistlerini taşıyan domuz veya diğer etlerin yenmesiyle bulaşır. Larvalar midede açığa çıkar. İnce barsakta erişkin şekline dönüşen larvalar barsakta iltihaba neden olur. Dişi T.spiralisten çok sayıda larva açığa çıkar ve barsak duvarına penetre olur. Çizgili kaslara, nadiren MSS, kalbe ve diğer organlara göç eder. [...]