Çocuklarda Ütoimmunite

Otoimmun hastalıklarda klinik belirtiler, kişinin kendi dokusuna karşı gelişen immünolo­jik reaksiyonun neden olduğu doku hasarı so­nucu ortaya çıkar. Otoimmun yanıt organizma­nın kendi antijenine karşı otoimmun antikor oluşması ya da lenfositlerin duyarhlaşması şek­linde olabilir. Otoimmun hastalıklar, kollagen hastalıklar veya bağ dokusu hastalıkları olarak da adlandırılır.

Otoimmun hastalıkların patogenezi

Otoimmun hastalıkların patogenezi çok çe­şitli ve birçoğu yeterince bilinmeyen mekaniz­malar ile açıklanmaya çalışılmaktadır.

  1. Yasaklanmış klon teorisi: Bu teoriye gö­re somatik mütasyonlar sonucu bir mutant len­fosit klonu ortaya çıkar. Bu hücrelerde yüzey antijeni olmadığından hemen yokedilmezler. Da­ha sonra çoğalarak genetik farklılıkları nede­ni ile hedef organ ile reaksiyona girerler.
  2. Sekestre antijen teorisi: Bu teoriye gö­re embriyonal gelişme sırasında lenforetiküler sistem ile temas eden dokular «organizmanın kendisine öz» olarak gelişir. Lenforetiküler sis­temden anatomik olarak sekestre olan dokular ise bu özelliği taşımazlar. Bu sekestre doku an­tijenleri göz merceğinde, santral sinir sistemin­de, tiroid ve testis dokusunda bulunur. İlerde, geçirilen bir travma veya infeksiyon, sekestre doku antijenlerinin lenforetiküler sistem ile kar­şılaşmasına neden olur. Bu olay otoimmun has­talığın oluşmasına yol açar.
  3. İmmünolojik yetersizlik teorisi: Sağlıklı durumda var olan immunokompetan hücrelerin immünolojik yamt oluşturmasının hangi meka­nizma ile önlendiği tam bilinmemektedir. Çoğu antijenlerin yapısında T ve B hücre yüzey re­septörleri ile ilişkiye girebilecek çeşitli immuno-determinantlar vardır. Yeterli antikor reaksi­yonu oluşması için B hücrelerine, ayrıca B hüc­relerinin çoğalmasını sağlayan yardımcı T hüc­relerine gerek vardır. T hücrelerinin yüzey re­septörleri sayıca B hücresi yüzey reseptörlerinden daha azdır. Bu nedenle T hücresi reseptör­leri antijen ile kolaylıkla satüre olur. Bu du­rumda T hücresi duyarsızlaşır ve immünolojik reaksiyon uyandırmayacak şekle dönüşür. B hücreleri ise duyarsız olmamalarına karşın T hücrelerinden yardım almadıklarından antikor salgılayamazlar. İnsan organizmasında çeşitli otoreaktif B hücreleri vardır, ancak yukarıda açıklanmış mekanizmalar nedeni ile bu hücreler aktif durumda değildir.

Otoreaktif B hücresinin aktive olmasını uya­ran ve bu şekilde otoimmun reaksiyonları başla­tan mekanizmalar da çeşitlidir.

Yabancı bir antijenin B hücreleri ile çapraz reaksiyona giren immunodeterminantı taşıması, aynı zamanda duyarsızlaşmamış T hücrelerinin var olması durumunda B ve T hücreleri ortak bir faaliyete geçerek otoimmun doku hasarına neden olurlar.

B hafıza hücrelerinin Cpoliklonal B hücrele­ri) uyarılarak antijene karşı çok fazla miktarda antikor salgılamaları, T hücresinin rol oynama­dığı diğer bir uyarılma mekanizmasıdır. Lipo-sakkarid gibi maddeler poliklonal B hücreleri­nin uyarıcıları olarak işlev görürler.

Bazı otoreaktif hücrelerin baskılayıcı T hüc­resi ile kontrol altına alınabildiği bilinmektedir. Baskılayıcı T hücresi yetersizliği durumunda da otoreaktif hücreler çoğalarak otoimmunite ge­lişebilmektedir.

Otoimmun hastalıklarda antinükleer antikorlar (ANA)

Sistemik lupus eritematosus (SLE), sklero-derma, polimiyozit gibi otoimmun hastalıklarda gerek humoral, gerekse hücresel bağışıklık iş­levleri bozulmuştur. Çeşitli sistemleri tutan bu hastalıkların” ortak özellikleri hücre parçalarına karşı otoantikor oluşmasıdır. Antinükleer anti­korlar, hücre çekirdeklerinin parçacıklarına kar­şı oluşmuş otoantikorlardır.

Otoimmun hastalıkların tanısı genellikle klinik olarak konulmakla birlikte, hastalıklara özgü antinükleer antikor (ANA) profilleri de klinik tanıya yardımcı olmaktadır.

Hücre çekirdeğine karşı oluşan antinükleer antikorlar immunofluoresan mikroskopta göste­rilebilir. İmmunofluoresan yöntemle antinükleer antikorlar boya alma özelliklerine göre a) çe­kirdeğin homojen veya yaygın boyanması, b) çe_ kirdeğin kenarının boyanması-periferik boyan­ma, c) nükleoler boyanma, d) benekli bir şekil­de boyanma olmak üzere gruplara ayrılırlar. En sık gözlenen ANA şekli benekli boyanmadır.

Prokainamid, hidralazin, izoniazid, klorpro-mazin, etosüksinoat, hidantoin türleri gibi ilaç­ların alınması ile ANA testinde yalancı pozitif­lik oluşabilir.

ANA immünolojik olarak spesifik olmayan bir testtir. Testin pozitif olduğu durumlarda öz­gül antinükleer antikorların immunofluoresan yöntemle saptanması gerekir. Son yıllarda bu yöntemle saptanabilen çeşitli antijenler tanım­lanmıştır :

  1. SM antijeni.- Bu antijen SLE tanısındçok önemli bir marker (gösterge) dir. SLE has­taların % 30 unda saptanabilir.
  2. DNA antijenleri.- Çift sarmal (ds) DNA ya karşı oluşan antikorlar, DNA zincirinin fos­fat deoksiriboz temelindeki antijenik determi­nantları, tek sarmal (ss) DNA antikorları ise nükleotid bazının antijenik determinantlarını tanıyan antikorlardır. SLE’li hastaların % 60-70 inde dsDNA ya karşı antikorlar saptanabilir. Otoimmun hastalıkların tanısında ve izlenme­sinde dsDNA antikorlar önem taşır. ssDNA antikorları ise gerek romatizmal gerek romatizmal olmayan hastalıklarda bulunabildiğinden tanı kriteri olarak kullanılamazlar.
  1. Histon antijenleri: Bu antijenler Hl, H2A, H2B, H3 ve H4 olmak üzere 5 alt gruba ay­rılır. Bu antijenler ilaca bağlı lupusta % 96, idiopatik SLE de % 35 ve romatoid artritte % 24 oranında saptanabilir.
  2. nRNP antijenleri; Anti-nRNP antikorla­rı çeşitli bağ dokusu hastalıklarında bulunur. Bu hastalıklarda nRNP antikorları genellikle düşük titrededir. Buna karşın mikst bağ dokusu hastalıklarında nRNP antikor titreleri patognomonik olarak yüksektir.

SS-B/La antijeni de SS-A/Ro antikorları ile ilişkilidir. Bu antijen Sjögren sendromunun ta­nısında değer taşır.

Sentromer antikorları sklerodermanm kalsi-noz, raynaud fenomeni, esofagus dismotilitesi, skierodaktili ve telanjiektazi ile beliren ve CP„EST sendromu olarak bilinen tipinde yüksek oranda bulunmuştur.

  1. PM-1 antijeni : Polimiyozit olgularının % 61 inde PM-1 antijeni saptanmıştır.
  2. RANA antijeni: RANA (Rheumatoid As­sociated Nuclear Antigen) romatoid artritli has­taların 2/3 ünde bulunur. Ancak bu antijen yal­nızca Epstein-Barr virusu etkisi ile transforme olan hücrelerde saptanmıştır. Bu gözlemlere da­yanılarak romatoid artrit etiopatogenezinde bu virüsün rolü olabileceği ileri sürülmüştür.
  3. PCNA (Proliferating Celi Nuclear Anti­gen) : SLE için spesifik bir antijendir. Ancak vakaların küçük bir bölümünde (% 5) saptana­bilir.

Otoimmun hastalıkların klinik patolojisine ilişkin bilgiler ilgili bölümlerde verilmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ