<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sağlık,estetik, diyet, zayıflama, tüp bebek, lazer epilasyon, saç ekimi &#187; Genel Cerrahi</title>
	<atom:link href="http://www.saglikbilimi.com/k/genel-cerrahi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglikbilimi.com</link>
	<description>Estetik, Tüp Bebek, saç ekimi, lazer epilasyon, zayıflama</description>
	<lastBuildDate>Sun, 08 Jan 2012 16:24:47 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.4</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Organ Nakli</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/organ-nakli/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/organ-nakli/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Sep 2009 13:17:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanfoto</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[nakil]]></category>
		<category><![CDATA[organ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=15524</guid>
		<description><![CDATA[O Yakın geçmişte vücudun bir organı ya da başka bir parçası hasta­landığında, yaralandığında ya da yıprandığında kişiler ya bu fonksi­yonun eksikliğiyle yaşarlar ya da ölürlerdi.

Artık doktorlar vücudun birçok parçasını &#8211; kalçadan kalbe ve aradaki birçok parçayı &#8211; mekanik cihazlar ve organ nakli ile değiştirebiliyorlar. Tıp araştırmaları yavaş da olsa hücre nakli ile sağlıklı bir kişiden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>O Yakın geçmişte vücudun bir organı ya da başka bir parçası hasta­landığında, yaralandığında ya da yıprandığında kişiler ya bu fonksi­yonun eksikliğiyle yaşarlar ya da ölürlerdi.</p>
<p><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-15539" title="organ" src="http://www.saglikbilimi.com/wp-content/uploads/2009/09/organ-150x150.jpg" alt="organ" width="150" height="150" /></p>
<p>Artık doktorlar vücudun birçok parçasını &#8211; kalçadan kalbe ve aradaki birçok parçayı &#8211; mekanik cihazlar ve organ nakli ile değiştirebiliyorlar. Tıp araştırmaları yavaş da olsa hücre nakli ile sağlıklı bir kişiden hücre alıp başka birinin hasta organını iyileştirmek yolunda ilerlemeler kaydediyor.</p>
<p>Kornea gibi bazı yeni organ­ların her zaman insan donörlerden gelmesi gerekirken vücudun diğer parçalan metal veya plastikten yapılan cihazlarla veya hayvan­lardan alman parçalarla değiştiri­lebilir. İlerleyen sayfalarda giderek artan sayıda insanın vücuduna &#8220;yerleştirilen&#8221; parçalarla ilgili örneklemeler yer almaktadır.</p>
<p>NAKİLLER<br />
Kemik iliği: Kan üreten kemik iliği hücreleri  nakilleri lösemi, lenfoma ve meme kanseri tedavilerinde kullanılır. Hastalıktan ya da yüksek dozda kemoterapi ile radyoterapiden etkilenen hücre­lerin yerine geçmesi için kök hücre denilen gelişmemiş kan hücreleri (sağlıklı yetişkin kan hücreleri olarak gelişirler) kan dolaşımına enjekte edilir.</p>
<p>Hücreler: Bazen Huntington hastalığı, Parkinson hastalığı ve kas dejenerasyonu (körlüğe neden olan başlıca nedenlerdendir) gibi hastalıkları iyileştirmeye çalışmak için kürtajla alman ceninin hücre­leri (kalp gibi organlar yerine) nakil edilebilir. Araştırmacılar çok büyük miktarlarda insan hücresi geliştirmenin yolunu bulmuş olabi­lirler. Bu da bir gün hasta organ­ların iyileşmesi için hücre nakli yapmanın yolunu açabilir.</p>
<p>Kornea: ABD&#8217;de her yıl 35. 000 kornea nakli yapılmakta olup en sık başvurulan nakil türüdür.</p>
<p>. Kalp: Kalp nakilleri bazen medyanın büyük oranda ilgisini çekse de çok sık yapılmazlar. ABD&#8217;de 1997&#8242;de sadece 2290 kalp nakli yapılmıştır.</p>
<p>Böbrek: Böbrek nakilleri günümüzde en sık yapılan organ nakilleridir. 1997 yılında 1200&#8242;den fazla böbrek nakli yapılmış ve bunların 3500&#8242;ü yaşayan donör­lerden alınmıştır. Böbrek naklinin diğer organ nakillerinden daha sık yapılmasının bir nedeni neredeyse herkesin iki böbrekle doğması, tek böbrekle yaşayabilmesi ve böyle­likle sağlıklı birçok insanın böbre­ğini verebilmesidir. Yine de ABD&#8217;de hâlâ 40000 kişi böbrek nakli için beklemektedir.</p>
<p>Karaciğer: Böbrek naklinden sonra en sık yapılan organ nakli karaciğer naklindir. ABD&#8217;de 1997de 4000 karaciğer nakli yapıl­mıştır.</p>
<p>Akciğer: Son yıllarda yapılan akciğer nakillerinin sayısı artmıştır. 1988&#8242;de ABD&#8217;de 22 akciğer nakli yapılmıştır. Ancak 1997&#8242;de yaklaşık 950 kişi yeni bir akciğere kavuş­muşum 100&#8242;den daha az kişiye de hem kalp, hem akciğer nakli yapıl­mıştır.</p>
<p>Pankreas: Pankreas nakli kendi başına ya da bir böbrek ile yapıla­bilir. 1997&#8242;de ABD&#8217;de 2000 pankreas tek başına ve 850 pankreas da bir böbrek ile nakil edilmiştir.</p>
<p>Bağırsak: ABD&#8217;de 1990&#8242;da 5 olan ince bağırsak nakli sayısı 1997&#8242;de 67&#8242;ye çıkmıştır. Bağırsak nakli yapılanların çoğu gençtir; ya 1-5 ya da 18-34 yaşlan arasındadır.</p>
<p>Mide: Mide nakilleri çok sık yapılmaz ve genelde karaciğer, bağırsak ya da pankreas ile birlikte çoklu organ nakillerinde uygulanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/organ-nakli/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FETAL BÜYÜME VE GELİŞME</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/fetal-buyume-ve-gelisme/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/fetal-buyume-ve-gelisme/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Aug 2009 20:08:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanpediatri</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/fetal-buyume-ve-gelisme/</guid>
		<description><![CDATA[İntrauterin yaşam, embriyonal ve fetal ol­mak üzere iki ana döneme ayrılır. İntrauterin yaşamın ilk 8 haftası embriyonal dönemdir. Döl­lenmiş yumurta, insan şeklinde bir organizma durumuna dönüşebilmek için embriyonal dö­nemde hızlı bir farklılaşma gösterir. Organoge-nez 8. haftadan sonra kısmen daha yavaş bir tempo ile fetal dönemde de devam eder.
20-30 yıl önce fetusun dış ortamda yaşaya­bileceği en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İntrauterin yaşam, embriyonal ve fetal ol­mak üzere iki ana döneme ayrılır. İntrauterin yaşamın ilk 8 haftası embriyonal dönemdir. Döl­lenmiş yumurta, insan şeklinde bir organizma durumuna dönüşebilmek için embriyonal dö­nemde hızlı bir farklılaşma gösterir. Organoge-nez 8. haftadan sonra kısmen daha yavaş bir tempo ile fetal dönemde de devam eder.<br />
20-30 yıl önce fetusun dış ortamda yaşaya­bileceği en erken yaş. 28 haftalık olarak kabul edilirdi (viabilite sınırı). Ancak günümüzde çağ­daş özel bakım ünitelerinde 26. gestasyon hafta­sında, hatta 24. haftasında olan bebekler yaşa­tabilmektedir.<br />
Embriyonal ve fetal dönemde dış etmenler­den kolayca etkilenme sözkonusudur. Bu etmen­ler intrauterin infeksiyonlar, ışınlanma, travma, annenin geçirdiği hastalıklar, annenin beslenme durumu, aldığı ilaçlar, izoimmünizasyon, göbek kordonu ve plasenta bozuklukları nedeniyle ok-sijenlenmenin yetersizliği olarak sayılabilir.<br />
Embriyo, yaklaşık olarak 4. haftada başlayan kalp atışları dışında 7 hafta süresince hareket­sizdir. Embriyonal yaşamın ilk haftası germinal olup yalnızca aktif hücre bölünmesinden ibaret­tir. İkinci haftada dokular endoderm ve ekto­derm olmak üzere iki tabaka şeklinde farklı-laşırlar, üçüncü haftada ise buna mezoderm ek­lenir. Dördüncü haftada vücut segmentleri olu­şur. 4-8. haftalar arasında hızlı bir farklılaşma süreci ile organ taslakları gelişir. 8 haftalıkta fetusun ağırlığı yaklaşık 1 g, boyu 2.5 cm dir. 12. haftada ağırlık 14 g, boy 7.5 cm kadardır. Gebe­liğin 8. haftasından sonra fetusun cinsiyeti belir­lenebilir. .<br />
Gebeliğin ikinci trimesteri yaklaşık 28. haf­tada sonuçlanır. 2. trimester sonunda fetus or­talama 1200 g ağırlığında ve 37.5 cm boyundadır. Üçüncü trimester boyunca fetusun derialtı doku­su ve kas kitlesi hızla artar.<br />
Fetusun dolaşım sisteminin son şekli gebe­liğin 8. ve 12. haftaları arasında oluşur. Doğum­da veya kısa bir süre sonra ductus    venosus,<br />
ductus arteriosus, foramen ovale, umbilikal ar­terler ve umbilikal ven kapanır. Doğumu izleyen ilk dakikalar içinde, solunumun başlaması ve ak­ciğer havalanmasıyla kalbin sağ tarafında sola göre daha düşük bir basıncın oluşumu ile fora­men ovale fonksiyonel olarak kapanır. Foramen ovale&#8217;den geçici olarak ters akım olabilir. Bu du­rum hayatın ilk günlerinde hafif bir siyanoza neden olabilir. Ductus arteriosus&#8217;un kapanması ise doğumu izleyen 5-7 gün içinde olur. Ancak bu kapanma pretermlerde 20. güne kadar gecikebi­lir.<br />
Fetusun solunum hareketleri düzensiz ol­makla birlikte gebeliğin 18. haftasında başlar. Bu hareketler akciğerlere giren ve çıkan amnios sıvısının gelgit şeklindeki akımı sonucudur. Fe­tusun solunum hareketleri anoksi ile artar. Do­ğumda fetal akciğer sıvısı ağız yoluyla atılır, akciğer lenf damarları yoluyla da emilir. Yeni-doğan, doğumu izleyen ilk saniyeler içinde dış ortama solunum uyumunu yapar ve akciğer so­lunumu başlar. Doğumdan sonra hemen akciğer solunumunun başlamaması durumunda asfiksi tablosu gelişir.<br />
Antenatal yaşamda kan yapımı mezodermal, bepatik ve medüller olmak üzere üç evre gös­terir. Konsepsiyonun 2-3. haftasında embriyonun mezodermal hücrelerinde kan yapımı başlar. Kan hücreleri yapımı 2. aydan sonra karaciğer­de, 6. aydan sonra kemik iliğinde olur. 6. aydan sonra aktif kan formasyonu yerleri kaburga, sternum, vertebra, pelvis, krankım, klavikula ve skapula kemiklerinin kırmızı ilik bölümüdür.<br />
, Doğumda miadında çocuklarda hemoglobin düzeyi 17-19 g/dl dır. İlk 5 günde 25.000-30.000/ mm3 e kadar varan lökositoz olabilir. 5-16 ncı günlerden sonra yaklaşık 5 yaş civarına kadar süren lenfosit üstünlüğü oluşur. Yenidoğanda II., V., VIL, X. faktör ile K vitamini eksikliği, geçici trombositopeni ve tromboplastin aktivitesindeki bozukluğa bağlı olarak kanamaya eğilim gözle­nir.<br />
Kemik iliğinde miyeloid ve eritroid seri hüc­relerinin oranı da doğumdan sonraki günlerde ayrıcalık gösterir. Doğumda 1.2.1 olan miyeloideritroid seri oranı 7. günde 2.1:1, 6 ay-2 yaş ara­sında 2:1 dir. 6 yaşta 2.7:1 e yükselir. Erişkinlerde ise bu oran 3.5:1 dir.<br />
Embriyonal, fetal ve neonatal dönemde nice­liği ve oranları değişen, yapısı farklı 5 hemog­lobin tipi mevcuttur. Embriyonal dönemde Go-wer I, Govver II ve Portland hemoglobini olarak bilinen hemoglobin tipleri yapılır. Gestasyonun 3- ayından başlayarak fetal hemoglobin vücut­ta ana hemoglobin tipini oluşturur. Fetal döne­min son aylarında erişkin hemoglobini CHbA) yapımı da başlar.<br />
Fetal hemoglobin CHbF), erişkin hemoglobi­ninden alkali ile denatürasyona daha fazla di­rençli oluşuyla ayrılır. Fetal hemoglobin belirli oksijen konsantrasyonunda, erişkin hemoglobi­nine kıyasla daha fazla oksijen taşıyabilir. Fetal hemoglobin, gestasyonun 6. ayından sonra he­moglobinin % 90 nı, doğumda % 70 ini oluşturur. Normal çocuk ve erişkinde ise % 2 den azdır.<br />
Yutma hareketleri gestasyonun 16-17 nci haf­talarında başlar ve hızla olgunlaşır. 22. haftada dudaklar uyarı ile büzülebilmekte, 28-29. hafta­larda fetus beslenme amacı ile aktif olarak eme-bilmektedir. Normal yenidoğanda emme, nefes alma ve yutma fonksiyonları gelişmiştir ve koor-dine olarak yapılabilir.<br />
Alt esofagus sfinkter basıncı doğumda dü­şüktür ve ilk 6 hafta boyunca yükselerek erişkin değerlerine erişir. Birçok yenidoğanda alt eso­fagus sfinkter basıncının gelişmesi gecikir, bu da «chalasia» (postprandial regürjitasyon) ya neden olur. Postprandial regürjitasyon olgunlaş­ma eksikliğine bağlı normal bir durumdur. Bir­çok sütçocuğunda görülür ve yaklaşık 9 aylıkta kaybolur.<br />
Doğumda mide yeşilimsi-sarı, opalesan ve pH sı 6 olan bir sıvı ile doludur. Bu sıvı endojen gastrik sekresyon, amnios sıvısı ve tükrükten oluşur. Mide suyu pH sı ilk saatte 5.7 dir. Gas­trik asidite ilk 24 saatte hızla artar, bununla bir­likte ancak 3 aylıkta erişkin alt düzeylerine eri­şir. Mide pH sının pepsin aktivitesi için optimal düzeyde olmaması küçük preterm bebeklerde proteinlerin sindirimini güçleştirebilir. Midede intrensek faktör 10-11 günlükte saptanabilir, 3 aylıkta erişkin değerlerine erişir.<br />
Fetusun gastrointestinal traktusunda hava yoktur. Doğumdan hemen sonra hava bebeğin midesine girer ve 2-12 saat içinde ince barsak-ları, 24 saat içinde de kaim barsakları doldurur. Gastrointestinal traktusta mekanik obstrüksiyon<br />
varlığında röntgen filminde mide veya barsak-larda hava imajı görülmez.<br />
Gebeliğin 12. haftasında safra, bundan kısa bir süre sonra sindirim enzimleri salgılanmaya başlar. Normal miadında bir yenidoğanda bar­sak fonksiyonları tam olgunluğa erişmemiştir. Örneğin glükoz absorpsiyon kapasitesi ancak sütçocuklugu döneminden sonra belirgin bir ar­tış gösterir. Yağların sindirimi ve emilimi de erişkin düzeyinde değildir. Fakat lipidlerin bü­yük bir çoğunluğu trigliserid şeklindedir ve bu da azalmış lipolizi göstermektedir. Pankreastan lipaz sekresyonu ilk ayda düşüktür. Amilaz akti­vitesi de ilk aydan sonra birkaç yüz misli art­maktadır. Azalmış lipolitik, aktivite ile birlikte yenidoğanda safra asit sentezi de erişkin değe­rinin yarısı kadardır. Böylece lipolitik defekt da­ha da artmakta ve lipoliz ürünlerinin emilimi de güçleşmektedir.<br />
Normal koşullarda bu sindirim veya emilim yetersizlikleri neonatal büyüme ve gelişmeyi et­kilemez. Bu defektler preterm çocuklarda, stres veya hastalık sırasında daha belirgin olur.<br />
Miadında doğan bebeklerde kaim barsakta ganglion hücreleri gelişmiştir ve normal bir da­ğılım gösterir.<br />
Mekonyum 16 haftalıkta mevcuttur. Mekon-yum deskuame barsak hücreleri, barsak salgıla­rı, lanugo tüyleri ve amnios sıvısında yutulan vassı hücreleri içerir. Koyu yeşil renkte ve yapış­kan kıvamdadır.<br />
Fetal gelişimin erken döneminde su, vücut bileşiminin önemli bir bölümünü oluşturur. în-trauterin yaşamın ilk 3 ayında vücut ağırlığının % 94 ü sudur. Gestasyon yaşı ilerledikçe ekstra-sellüler sıvının azalması sonucu total vücut suyu yavaş yavaş azalır. Vücutta su oranı 28. gestas­yon haftasında % 85, 32. haftada % 80, miadında bebekte % 70 oranındadır.<br />
54. gestasyon haftasında nefrogenez tamam­lanmıştır. Doğumu izleyen ilk 1-2 günde glome-rül filtrasyon hızı (GFH) erişkinin % 25 i kadar­dır (15-25 ml/dak/1.73 m2). Miadmda yenidoğan­da 1. haftada GFH hızla artarak 35-50 ml/dak/ 1.73 m2 ye erişir.<br />
Yenidoğanlarm % 95 i ilk 24 saatte idrar ya­par. Yenidoğanda idrar miktarı hidrasyon duru­muna göre değişkenlik gösterir. İlk haftada 25-75 ml/kg/gün arası miktarlardadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/fetal-buyume-ve-gelisme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Prostat Büyümesi</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/prostat-buyumesi/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/prostat-buyumesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 09:32:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenantemmuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[prostat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=15390</guid>
		<description><![CDATA[İyi huylu prostatik hipertrofi ya da nodüler hiperplazi olarak da bilinen prostat büyümesi, idrara çıkmayı engelleyen kanserli olmayan bir rahatsızlıktır.
Prostat doğuştan küçücüktür ve ergenliğe kadar da küçük halde kalır. Ergenlik çağında testosteron seviyesi yükselir ve prostat büyümeye başlar. Testos­teron seviyesi 40 yaşından sonra her on yılda bir yaklaşık %10 azalır. Bununla birlikte, testos­teron seviyesi düşse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İyi huylu prostatik hipertrofi ya da nodüler hiperplazi olarak da bilinen prostat büyümesi, idrara çıkmayı engelleyen kanserli olmayan bir rahatsızlıktır.</p>
<p>Prostat doğuştan küçücüktür ve ergenliğe kadar da küçük halde kalır. Ergenlik çağında testosteron seviyesi yükselir ve prostat büyümeye başlar. Testos­teron seviyesi 40 yaşından sonra her on yılda bir yaklaşık %10 azalır. Bununla birlikte, testos­teron seviyesi düşse bile, prostat büyümeye devam eder ve yaşlı­lıkta da büyümeye devam eder. Genç erkeklerde prostat büyümesi nadirdir, 30 yaş civarındakilerde % 10&#8242;dan daha az görülür. Ancak 60 yaş civan erkeklerin yarısından fazlasını etkiler, 85 yaş civarı erkeklerin yaklaşık %90&#8242;ında yaygın bir risk faktörüdür.</p>
<p><strong><img class="alignleft size-medium wp-image-15651" title="prostat_b2" src="http://www.saglikbilimi.com/wp-content/uploads/2009/07/prostat_b2-300x211.jpg" alt="prostat_b2" width="300" height="211" /><br />
<span style="color: #ff0000;">SEMPTOMLARI</span></strong><br />
85 yaş civan Amerikalı erkeklerin dörtte birinde, tedavi gerektiren prostat büyümesi belirtileri görülür. Prostat büyümesi olan erkeklerin yaklaşık olarak yansında hiçbir zaman herhangi bir belirti görülmez. Diğerlerindeyse, büyümüş prostat, idrar yoluna (mesanedeki idrar boşaltan) baskı yapar, bir nevi bahçedeki hortumun üzerine basmak gibi. İdrar akışı engellenir; bu da, idrarı idrar yoluna itmek için mesaneyi daha çok çalışmaya zorlar. Zamanla, idrar yolundaki baskı o kadar şiddetli hale gelebilir ki, çok gayret etseniz bile, mesane­nizi tamamen boşaltamazsınız.</p>
<p>Sonuç olarak, sanki acilen idrara çıkmanız gerekiyormuş gibi hissedebilirsiniz ama bunu yapmak için çok zorlanmak durumunda kalır­sınız. İdrar akıntınız zayıf olabilir ya da durup tekrar başlayabilir, ya da idrara çıktıktan sonra damla damla akıtabilir ve sanki mesane­nizi tamamen boşaltmıyormuş gibi hissedersiniz. Ek olarak, sık idrara çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz ve geceleyin de sık sık tuvalete gitmek için kalkmak zorunda kalabilir­siniz. Bazı erkeklerde istemsiz idrar akıntısı, idrar kaçırma da görülebilir.</p>
<p>Bazı ilaçlar, belirtileri daha da kötüleştirebilir. Örneğin, idrar miktarını artıran diüretikler (idrar söktürücüler) genellikle belirti­leri iyice arttırırlar. Diğer ilaçlar da mesanenin kasılma gücünü azaltmak suretiyle sorunlara neden olabilir, en çok da antikolinerjik ilaçlarla. Son olarak, psödoefedrin gibi dekonjestanlar da prostat büyümesi olan erkeklerin mesane­lerini boşaltmalarını zorlaştırır.</p>
<p>Büyümüş bir prostat, tıbbi bakım gerektiren komplikasyonlar üretebilir. Eğer tıkanma mesanenin idrar tamamen boşaltmasına engel oluyorsa, hastalığın tekrarlanma­sına ve ciddi idrar yolu enfeksi­yonlarına  karşı diren­ciniz olmayabilir. Bu durumda mesane taşı oluşturma riskiniz de artar. Prostat büyüdükçe, idrar yolundaki kan damadan çatlaya­bilir ve bu da idrarda kan görül­mesine yol açar.</p>
<p>Eğer idrar tıkanması uzun süre tedavi edilmezse, mesane o kadar çok şişer ki böbreklerden yeteri miktarda idrar atılamaz. Çok şiddetli vakalarda bu durum böbrek yetmezliğine neden olur. Yine de, böyle büyük komplikasyonlara sık rastlanmaz.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TEDAVİ SEÇENEKLERİ</strong></span><br />
Doktorunuz tıbbi öykünüzü dinleyip idrar akışınızı ve ne kadar zamandır belirtile­riniz olduğunu sorar. Ayrıca, dijital rektal muayene (prostatın makattan parmakla muaye­nesi ve muhte­melen prostata özgü antijen testi (PSA)  yapar. Tedavi, belirtilerinize ve doktoru­nuzla birlikte vereceğiniz karara bağlıdır. Bu seçenekler arasında &#8220;Bekle-Gör&#8221; (dikkatli takip) yöntemi, ilaçla tedavi ve çeşitli cerrahi işlemler yer alır. Bazen de lazerli ameliyat ve bitkisel tedavi gibi deneysel tedaviler denenir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Prostat Kanseriyle Yaşamak</strong></span><br />
&#8220;Ameliyatımdan sonra (radikal prostatektomi) iyileşme döneminin çok zor gittiğini fark ettim. Bir prostat kanseri destek grubunun varlığını keşfetmem, iyileşmeme muazzam bir farklılık kattı.</p>
<p>Konuşmak istemediğim (ya da insanların konuşmasını istemediğim) bir konu varsa, o da prostat kanseridir. Bu yüzden başlangıçta gitmekte tereddüt ettim. Ama hemen anladım ki buradaki grup, en azından benim başıma gelen şeyi yaşamış olan erkeklerden oluşan bir gruptu. Yavaş iyileşme, hastalığın tekrar depreşme olasılığı, iktidarsızlık ya da idrar kaçırma gibi konuların hepsi bu gruptakilere çok tanıdık geliyordu. Aslına bakarsanız, prostat kanserinden iyileşmenin zorlukları hakkında cerrahların bildiğinden çok daha fazlasını biliyorlardı. Grupların çoğunun kadınlar ve erkekler için &#8220;ikişer ikişer&#8221; toplantıları da oluyordu. Bunların, bu özel hastalığın sıkça getirdiği mahrem sorunları ele almada muazzam bir yararı oluyor.</p>
<p>Toplantılara hâlâ takılı bir Foley sondam ve bacağıma kayışla bağlanmış idrar biriktirme torbam varken gitmeye başladım ve destek grubu üyesi arkadaşlarım tarafından o kadar rahatlatıldım ki neredeyse sinemaya bile o vaziyette gidebilirdim. Destek grubu, sizin, işlerin yoluna gireceğini, sorun­larınızla yaşamayı (ve üstesinden gelmeyi) öğrenebileceğinizi ve sizinle aynı yoldan geçmiş bir sürü insan olduğunu ve üstelik daha da kötüleştiği halde hâlâ gülümseyebilen bir sürü insan olduğunu öğrenmenize yardım ediyor.&#8221;<br />
Michael Korda, Baş Editör, Simon&amp;Schuster. Erkek Erkeğe&#8217; nin yazarı. New York, Simon &amp; Schuster.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/prostat-buyumesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Testis Kanseri</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/testis-kanseri/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/testis-kanseri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 09:31:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanfoto</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[kanser]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[testis]]></category>
		<category><![CDATA[testis hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Testisler Ve  Testis Torbası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=15388</guid>
		<description><![CDATA[Kanserin bu pek yaygın olmayan türü genellikle 15 ve 35 yaş arasın­daki erkekleri etkiler. Siyahi insan­larda nadir görülür. Genellikle yalnızca bir testisi etkiler ama bazen ikisini etkilediği de olur. Testis kanseri erken fark edilirse  ve erken tedavi edilirse, erkeklerin büyük bir çoğunluğunda iyileştirilebilir. inmemiş testisleri  olan erkeklerde bu kanser riski yüksektir.

SEMPTOMLAR
Testis kanseri testiste [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kanserin bu pek yaygın olmayan türü genellikle 15 ve 35 yaş arasın­daki erkekleri etkiler. Siyahi insan­larda nadir görülür. Genellikle yalnızca bir testisi etkiler ama bazen ikisini etkilediği de olur. Testis kanseri erken fark edilirse  ve erken tedavi edilirse, erkeklerin büyük bir çoğunluğunda iyileştirilebilir. inmemiş testisleri  olan erkeklerde bu kanser riski yüksektir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-15658" title="testis" src="http://www.saglikbilimi.com/wp-content/uploads/2009/07/testis.bmp" alt="testis" /></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SEMPTOMLAR</strong></span><br />
Testis kanseri testiste sert bir kitle şeklinde ortaya çıkar. Genellikle büyüyüp yayıldığı için düzenli olarak kendi kendine muayene yapmak önemlidir. Kitle genellikle ağrısızdır. Ama bazen de ağrı ve iltihaplanmaya neden olabilir.</p>
<p><strong><br />
<span style="color: #ff0000;">TEDAVİ SEÇENEKLERİ</span></strong><br />
Testisinizde bir kitle olduğunu fark ederseniz bunu doktorunuza bildirin. Doktorunuz sizi muayene edecek ve epididimit  gibi diğer nedenleri ayıklayacaktır. Bir ultrason  yapmak da genellikle tanı koymada bir sonraki adımdır. Kanserden şüphelenirse doktorunuz biyopsi  yapacaktır. Biyopside kanserli hücrelere rastlanırsa, bu durumda testisi ve yakınındaki lenf düğümlerini almak için ameliyat gerekir. Ameliyatta bir testis sağlam bırakıldığı için, ameliyat olmanız cinsel üretkenliğinizi ve penisinizin sertleşme yeteneğini çoğunlukla etkilemez.</p>
<p>Bazı testis kanseri türle­rinin erken evrelerinde yalnızca ameliyat yeterlidir. Diğer durum­larda ise, radyasyon tedavisi , kemoterapi  veya her ikisi birden uygulanır. Hastalık erken teşhis edilirse mükemmel sonuçlar elde edilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/testis-kanseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnmemiş Testis</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/inmemis-testis/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/inmemis-testis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 09:29:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanfoto</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[erkek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[testis]]></category>
		<category><![CDATA[testis hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Testisler Ve  Testis Torbası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=15386</guid>
		<description><![CDATA[Bazı erkeklerde doğumdan önce testislerden biri ya da her ikisi haya kesesine hiç inmez ve vücudun içinde kalır. Bu durum (testisler tarafından) hasarlı sperm üretimine, kısırlık riskinin artma­sına ve testis torsiyonu  riskinin artmasına yol açar.
En önemlisi de, eğer bu durum testisi, haya kesesindeki normal pozisyonuna kavuşturacak bir ameliyatla düzeltilmezse, testis kanseri olma riski 30 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bazı erkeklerde doğumdan önce testislerden biri ya da her ikisi haya kesesine hiç inmez ve vücudun içinde kalır. Bu durum (testisler tarafından) hasarlı sperm üretimine, kısırlık riskinin artma­sına ve testis torsiyonu  riskinin artmasına yol açar.</p>
<p>En önemlisi de, eğer bu durum testisi, haya kesesindeki normal pozisyonuna kavuşturacak bir ameliyatla düzeltilmezse, testis kanseri olma riski 30 ila 50 kat artar. Genellikle durum fark edilir edilmez ameliyat tavsiye edilir. İdeal olan, ameliyatın 2 yaşından önce  yapılmasıdır ama ileri yaşlarda da yapılabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-15660" title="45_004" src="http://www.saglikbilimi.com/wp-content/uploads/2009/07/45_004-300x215.jpg" alt="45_004" width="300" height="215" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/inmemis-testis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekinaka Bitkisi</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/ekinaka-bitkisi/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/ekinaka-bitkisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 15 Jul 2009 00:30:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>iva</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=14744</guid>
		<description><![CDATA[Aile: Compositae.
Kullanılan Kısım: Çiçek veya kök.
Toplama: E. angustifolia için: Kök ya ilkbaharda ya da sonbaharda toplanır.
E. purpurea için: Çiçekler kozalakların üstündeki tohumların olgunlaşmasından sonra ama çiçek taç yaprakları hala mevcutken toplanır. Kökte kullanılabilir.
Etkileri: Bağışıklık uyarıcısı, iltihap giderici, bakteri öldürücü, hücre normalleştiricisi.
Etkiledikleri: Staphylococcus aureus, Streptococcus türleri, mycobacterium (tuberculosis), normal dışı hücreler (doğrudan uygulama gereklidir).
Ekinaka Hakkında
Ekinaka Üç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aile:</strong> Compositae.<br />
<strong>Kullanılan Kısım:</strong> Çiçek veya kök.<br />
<strong>Toplama:</strong> <strong>E. angustifolia için:</strong> Kök ya ilkbaharda ya da sonbaharda toplanır.<br />
<strong>E. purpurea için:</strong> Çiçekler kozalakların üstündeki tohumların olgunlaşmasından sonra ama çiçek taç yaprakları hala mevcutken toplanır. Kökte kullanılabilir.<br />
<strong>Etkileri:</strong> Bağışıklık uyarıcısı, iltihap giderici, bakteri öldürücü, hücre normalleştiricisi.<br />
<strong>Etkiledikleri: </strong>Staphylococcus aureus, Streptococcus türleri, mycobacterium (tuberculosis), normal dışı hücreler (doğrudan uygulama gereklidir).</p>
<p><strong>Ekinaka Hakkında</strong></p>
<p><strong>Ekinaka Üç Durumun Tedavisinde Eşsizdir:</strong>Normal dışı Papanicolaou (pap) hücre yayması (kadın-doğum hastalıklarında kullanılan bir inceleme yöntemi), streptokok tonsilliti ve soğuk algınlığı ve gribin çok erken başlangıç dönemleri. Diğer iki durumda fevkalade faydalıdır:Yanıklar, yaralar ve cilt enfeksiyonlarında harici uygulama olarak antibiyotik tozları ve ovma yağlarına katkı maddesi olarak; ve zehirli ısırma ve sokmalara karşı yıkama suyu olarak.</p>
<p><strong>Normal Dışı Pap Hücre Yayması:</strong> Ekinaka üçüncü safha displazilerini (normal dışı hücre gelişimi) bile kolaylıkla düzeltir. Ekinaka normal dışı gelişim özellikleri gösteren hücrelerin üzerine doğrudan yerleştirildiğinde, tedavi inatçı ve devamlı olduğu müddetçe, hücreler oldukça kısa bir süre içinde normale dönme eğilimindedirler. Bu konuda ben onun seviyesine yaklaşan bir diğer bitkiyi hiçbir zaman görmedim.</p>
<p><strong>Streptokok Tonsilliti:</strong> Bol miktarda tükürük salgısı ile karışan bir ekinaka tentürünün boğaz arkası dokuları ile doğrudan teması streptokoksik boğaz vakalarının kesin ilacıdır. Ekinaka tükürük salgısını kesin olarak uyarır ve onun ağrıyan, şiş bir boğaz olmasına neden olan bu durum veya herhangi bir enfeksiyona karşı mükemmel bir hale getirerek temas ettiği dokuyu uyuşturur. Ben bunu güvenilir bir şekilde etkili buluyorum, yine eğer tedavi ısrarlı ve devamlı olursa. Pek çok vakada (şüpheci bir doktor da dahil), streptokok için boğaz kültürü olumluya dönmüştür; iyileşme genellikle 24 saat içinde meydana gelmektedir.</p>
<p><strong>Soğuk Algınlığı ve Grip Başlangıcı:</strong> Ekinaka belirtilerin yaklaşmasına işaret eden, en erken hissedilen ip ucu olan vücuttaki sancının duyulduğu soğuk algınlığı veya gribin en erken başlangıç safhasında kullanılmalıdır. Bu ekinakanın en etkili olduğu noktadır, ama etkili olması için yüksek dozlarda ve sık alınmalıdır. Belirtilerin tam olarak ortaya çıktıktan sonra alındığında, ispatlanmış olan beyaz küreleri arttırıcı etkisine rağmen, (10 yılın üzerindeki klinik tecrübelerime dayanarak) ekinakanın etkili olmadığına şahit oldum. Genellikle, bu erken noktadaki soğuk algınlığı ve gribin etkilerini tersine çevirmek için bağışıklık sisteminin yeterince sağlıklı olması gerekmektedir. Baskı altındaki bir bağışıklık sistemi, bir süre sonra, onu uyarmanıza rağmen hastalığı önlemede başarısız olacaktır.</p>
<p><strong>Zehirli Sokmalar ve Isırıklar: </strong>Ekinaka arılardan çıngıraklı yılan ve akreplere kadar zehirli sokma ve ısırıklar için uzun bir başarılı ile kullanım tarihine sahiptir.</p>
<p><strong>Tehlikeli Karı Enfeksiyonları (bakteri yemi):</strong> Gerçi en ciddi durumlardan biri olan bu tür vakalarda ekinaka kullanan modern bir klinisyene rastlamamış olmama rağmen, yirminci yüzyılın başlarında eklektik doktorlar, botanikçi doktorlar görünürde bu uygulamayı başarı ile gerçekleştirmişlerdir. Onun bilinen beyaz küreleri uyarıcı etkisi bu konuda yüksek dozlarda kullanılmasını desteklemektedir.</p>
<p><strong>Hazırlama ve Dozaj</strong><br />
Ekinaka tentür, çay, toz, lapa veya fitil olarak kullanılabilir. Tentür hazırlamak için, E. purpurea&#8217;nın taze çiçek başlarını % 95&#8242;lik alkol ile 1:2 oranında kullanın (E. angustifolia&#8217;nın kuru kökü için, % 70&#8242;lik alkol ile 1:5 oranında kullanın).</p>
<p><strong>Dahili Kullanımlar</strong></p>
<p><strong>Strep tonsilliti:</strong> Belirtiler tamamen kaybolana kadar her saat başından az olmamak şartı ile, gerektikçe 30 damla tentür. Tükürük salgısı ile karıştırın ve boğazın geri bölümündeki etkilenen alana yavaş yavaş damlatın.</p>
<p><strong>Soğuk Algınlığı ve Grip Başlangıcı:</strong> Belirtiler kaybolana kadar her saat başı 30 damladan az olmamak üzere tentür damlatın. (Not: soğuk algınlığı ve grip başlangıcında meyan kökü ve kırmızı kök ile karışımı çok daha fazla etkili olur.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/ekinaka-bitkisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ardıç (Juniperus türleri)</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/ardic-juniperus-turleri/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/ardic-juniperus-turleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 08:33:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>iva</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Şifalı Bitkiler]]></category>
		<category><![CDATA[bitkiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=14739</guid>
		<description><![CDATA[Aile: Cupressaceae.
Kullanılan Kısım: Genellikle yemişler ve iğneler, am.ı kabuk, odun ve kökün hepsi etkilidir.
Toplama: İğneler, kabuk, kökler veya gövde odununu ini zaman toplayın. Yeşil olan ilk yıl yemişleri, ilk don olayından sonra toplanmalıdır, mavimsi-eflatun olan ikinci yıl yemişleri hcı zaman toplanır.Yemişler mavimsi-eflatuna döndüklerinde olgunlaşmışlardır.
Etkileri: Bakteri öldürücü, mikrop öldürücü, antiseptik, mantar öldürücü, gaz giderici, salgı önleyici.
Etkiledikleri:Staphylococcus [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Aile:</strong> Cupressaceae.<br />
<strong>Kullanılan Kısım:</strong> Genellikle yemişler ve iğneler, am.ı kabuk, odun ve kökün hepsi etkilidir.<br />
<strong>Toplama: </strong>İğneler, kabuk, kökler veya gövde odununu ini zaman toplayın. Yeşil olan ilk yıl yemişleri, ilk don olayından sonra toplanmalıdır, mavimsi-eflatun olan ikinci yıl yemişleri hcı zaman toplanır.Yemişler mavimsi-eflatuna döndüklerinde olgunlaşmışlardır.<br />
<strong>Etkileri:</strong> Bakteri öldürücü, mikrop öldürücü, antiseptik, mantar öldürücü, gaz giderici, salgı önleyici.<br />
<strong>Etkiledikleri:</strong>Staphylococcus aureus, Pseudomonas aeruginosa, Shigella dysenteriae, Streptococcus türleri, Escherichia coli, Candida albicans Salmonella türleri.</p>
<p><strong>Ardıç Hakkında</strong><br />
Yaprak dökmeyenler dünya üzerindeki her kültürde saflık ve temizlik için geleneksel bir kullanıma sahiptirler: fiziksel, duygusal ve ruhsal. Dürüstlüğü temsil ederler ve bin yıl için çürümeyi önlemek için kullanılırlar. Tüm zamanlar boyunca yaklaşık bütün kültürlerde hastalıktan korunmak ve tedavi için ter banyoları ve saunalarda kullanılmıştır. Yerli kültürler tarafından kullanımları yaygındır ve bilimsel çalışmaların çokluğu bu tarihsel kullanımı<br />
desteklemektedir. Yemişlerden elde edilen esans yağı idrar ile atılır ve idrar yolları hastalıklarına neden olan antibiyotiğe dirençli bakterilere karşı etkilidir. Tüp deneyleri, özellikle Staphlococcus aureus olmak üzere, antibiyotiğe dirençli bakterilere karşı güçlü bir etkinliğe sahip olduğunu göstermektedir.</p>
<p><strong>Hazırlama ve Dozaj</strong><br />
Yemişler idrar yolları hastalıklarını tedavi etmek amacı ile kullanılır. Yemişler veya iğneler üst solunum yolları hastalıkları, Salmonella, E. coli, Shigella&#8217;lar için kullanılır. Odun, kökler, kabuk, yemişler, veya iğneler deri enfeksiyonları ve bulaşıcı dizanteri için kullanılırlar. Esans yağı hava yolu ile bulaşan ve üst solunum yolları hastalıklarında kullanılır. Gıdalarda, çay olarak, yıkama, tentür, bütün halde, toz halinde,buhar olarak kullanılabilir.</p>
<p><strong>Tentür Yemişler:</strong> 1:5 %75 alkol ile, günde 3 defaya kadar 5 ila 30 damla.<br />
<strong>Çay:</strong> 1 çay kaşığı dövülmüş iğne 200 ml kaynak suda örtülü olarak 15 dakika demlenir. Üst solunum yolları hastalıkları veya besin zehirlenmesi için, gerektiği sıklıkta alın. Shigella için, içebildiğiniz kadar çay için.<br />
<strong>Yıkama:</strong> Bitkilerin kuvvetli bir kaynatması pek çok kültürlerde içki yapım araçları mutfak gereçlerini, cerrahi aletleri, elleri, tezgahları vs. dezenfekte etmek için kullanılır. Çay enfeksiyonları önlemek ya da tedavi etmek için bir yıkama olarak yararlıdır. 30 gr bitkiyi 1 lt suya koyun, 30 dakika kaynatın, bir gece soğumaya bırakın.<br />
<strong>Yemişler:</strong> <strong>M de Problemleri için:</strong> 2 hafta boyunca, günde 1 ila 5 yemiş yiyin.<br />
<strong>Toz: </strong>Bitkinin herhangi bir kısmını varsa tozlarına ilave edin, veya yaralardaki enfeksiyonları önlemek veya tedavi etmek için tek başına kullanın.<br />
<strong>Besin:</strong> Yemişler ve yeni gelişen iğneler pek çok yemeğe hem lezzet hem de besin kaynaklı bakterileri öldürmek için ilave edilebilirler. Yemişleri ufalayın veya yeni yetişen iğneleri doğrayın ve yemeğin içinde pişirin.<br />
<strong>Buhar:</strong> Bitkinin herhangi bir kısmı ama genellikle iğneler veya yemişler. Ter kulübesi veya saunada kullanın veya 120 gr iğne yada ezilmiş yel tazesi daha  4 lt suda kaynatın ve buharını soluyun.<br />
<strong>Esans Yağı: </strong>Sinüs veya üst solunum yolları enfeksiyonları için bir burun spreyi şişesi içinde 30 ml su ile 8 ila 10 damlasını birleştirin. Üst solunum yolları enfeksiyonlarını önleme ve tedavi etmek için püskürtücü bir şişe içinde kullanın. Üst solunum yolları enfeksiyonları için ılımlı dozlarda buhar solumak veya ter kulübesi şeklinde uygulamak da söz konusu olabilir.</p>
<p><strong>Yan Etkiler ve Kullanılmayacağı Durumlar</strong><br />
Eğer akut böbrek rahatsızlığı, hamilelik veya mide rahatsızlığından şikayetiniz varsa kullanmayın. Yüksek dozlar veya uzun süreli kullanım böbrekleri tahriş edebilir.</p>
<p><strong>Ardıcın Alternatifleri</strong><br />
Sırası ile herhangi bir yaprak dökmeyen, özellikle çam, perçem ağacı, sedir ve ladin. Çamın yapılan laboratuar çalışmalarında antibiyotiğe dirençli bakterilere karşı önemli bir antibakteriyel etkiye sahip olduğu gösterilmiştir, perçem ağacı da etkilidir ve daha az oranda ladin de etkilidir. Bu onların enfeksiyon hastalıkları için uzun süredir kullanılmalarını açıklama eğiliminde olan bir durumdur. Bütün yaprak dökmeyenler için dozlar karşılaştırılabilir. Ardıcın her türünün yemişleri benzer şekilde kullanılabilir.</p>
<p>Oldukça yeni olan keşiflerden biri de çam kabuğunun hastalık tedavi etmedeki gücüdür. Çam kabuğu, güçlü bir antioksidan ve C vitamini güçlendiricisi olan proantosiyanidin içeren üzüm çekirdeği hariç, bütün diğer bitkilerden daha güçlüdür. Kanser, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı, eklem iltihabı, katarakt, kalp hastalığı ve felç gibi hastalıklarda serbest radikal miktarlarının yükseldiği bilinmektedir. İnsan bağışıklık sistemi antioksidanları serbest radikalleri etkisiz hale getirmek ve vücudumuzdan atmak için kullanır. Çam kabuğundan elde edilen bu antioksidan bilinen en güçlülerden bir tanesidir. Daha da fazlası, çalışmalar onun çam iğnelerinde bulunan C vitaminini, bir C vitamini eksikliği olan iskorbit hastalığının güçlü tarihsel tedavisi, çok güçlü bir şekilde uyardığını göstermektedir. Diğer yaprak dökmeyenlerin de bu güçlü antioksidan etkinliğe sahip olduklarına dair belirtiler vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/ardic-juniperus-turleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anormal Pap Smear Sonucu</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/anormal-pap-smear-sonucu/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/anormal-pap-smear-sonucu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 16:55:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[enfeksiyonlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kanser Hastalıkları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=14301</guid>
		<description><![CDATA[Pap smear  anormallikleri, hafif ile şiddetli arasında değişir ve kanser olduğunuz anlamına gelmez. Anormalliğin en hafif türü olan atipik hücreler, genellikle basit enfeksiyonlar ve iltihaplanmadan kaynaklanır. Bazen de, günün birinde kansere dönüşecek ve en yakındaki dokuya ya da vücudun diğer bölgelerine yayılmaya başlayacak olan prekanseröz (kanser öncesi) oluşumlardan kaynaklanır. Servikal intraepitelyal neoplazi (CİN) bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pap smear  anormallikleri, hafif ile şiddetli arasında değişir ve <a href="http://www.saglikbilimi.com/e/kanser/">kanser </a>olduğunuz anlamına gelmez. Anormalliğin en hafif türü olan atipik hücreler, genellikle basit <a href="http://www.saglikbilimi.com/e/enfeksiyonlar/">enfeksiyonlar</a> ve <a href="http://www.saglikbilimi.com/e/iltihaplanma/">iltihaplanma</a>dan kaynaklanır. Bazen de, günün birinde kansere dönüşecek ve en yakındaki dokuya ya da vücudun diğer bölgelerine yayılmaya başlayacak olan prekanseröz (kanser öncesi) oluşumlardan kaynaklanır. Servikal intraepitelyal neoplazi (CİN) bu türden prekanseröz bir oluşumdur.</p>
<p>Pap smear testiyle belirlenebilir. LSIL adı verilen düşük dereceli Pap smear sonucu ortaya çıkarsa, doktor, örneğin, yeni bir Pap testi planlamak suretiyle oluşumu yakından takip edecektir. Eğer yüksek dereceli (HSIL adı verilen) bir sonuç çıkarsa, bu defa da doktorunuz, rahim ağzınızın daha doğru bir incelemesinin yapılması için kolposkopi  yapılmasını tavsiye edebilir. Bu testte, rahim ağzı, özel büyüteçli bir mikroskop ile incelenir. Anormal görünümlü bir bölge görülürse, doktor rahim ağzı biyopsisi yapabilir. Bu biyopside, hücre anormalliklerinin büyüklüğüne ve türüne karar verebilmek için mikroskop altında incelenmek üzere dokudan küçük bir parça çıkarılır.</p>
<p>Rahim ağzındaki anormal prekanseröz bölgeler, genellikle dokuyu kazıyan (LEEP adı verilen bii&#8221; işlem) elektrikli bir aletle veya lazerle tedavi edilir. Bu işlemler az ya da hiç anestezi kullanmadan doktor muayenehanesinde yapılabilir; bu işlemlerden hiç biri doğurma yetinizi etkilemez.</p>
<p>Eğer servikal intraepitelyal neoplazinin (CİN) anormal bölgesi bir çok servikal dokuyu kapsıyorsa, bu durumda, daha fazla doku çıkartılması için bir kon biyopsisi  yaptırmanız gerekebilir. Kon biyopsisi <a href="http://www.gebenet.com/">hamilelik</a> sürecini zorlaştırabilir ama hamile kalmayı imkansız kılmaz. Tedaviden sonra doktorunuz, yeni anormal hücrelerin var olup olmadığını mümkün olduğunca erken tanılamak için, Pap smear testlerini daha sıklıkla yaptırmanızı tavsiye edebilir.</p>
<p>Tedavi edilmeyen CİN, yakınındaki dokuyu sarmaya başladığında rahim ağzı kanserine dönüşür. Servikal kanser vakalarının çoğunun, cinsel yolla bulaşa-bilen, insan papillom virüsünün (HPV) özel türlerinden  kaynaklandığı sanılmaktadır. Korunmasız (lateks veya poliüretan prezervatif kullanmadan) cinsel ilişkiye girdiğiniz her yeni erkek partnerle birlikte servikal kanser riskiniz artar. Ergenlik çağında cinsel olarak erkenden aktif olan kadınlarda da risk yüksektir. Aynı virüsün diğer türleri genitai siğillere neden olur. Servikal kanserin genitai siğilleri olan kadınlarda meydana gelmesi çok daha olasıdır.</p>
<p>İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü (HTV)  enfeksiyonu, servikal kanser riskini arttırır. Bunun nedeni muhtemelen, zayıflamış bağışıklık sisteminin, insan papillom virüsünün (HPV) daha kolay bir şekilde kansere yol açmasına olanak vermesidir. Prezervatif kullanmak HPV ve HIV virüslerinin yayılmasını engelleyerek servikal kanser riskini düşürür görünmektedir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SEMPTOMLAR</strong></span><br />
Erken evrelerindeyken servikal kanserin hiçbir belirtisi yoktur. Daha sonraki evrelerde kanlı ve kötü kokan bir akıntıya sebep olabilir. Cinsel ilişkiden sonra ve adet dönemleri arasında vajinal kanama meydana gelir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TEDAVİ SEÇENEKLERİ</strong></span><br />
Pap smear, rahim ağzının anormal hücrelerini (seıvikal intraepitelyal neoplazi (CİN) de olduğu gibi) &#8216; kansere dönüşmeden önce tanıla¬yabildiği için, servikal kanseri önlemenin tek ve en iyi yoludur. CIN&#8217;in erken tedavisi seıvikal kanserin ilerlemesini önler.</p>
<p>Pap smear testiniz anormal çıkarsa, doktorunuz rahim ağzınızın büyütülmüş görüntüsünü elde etmek ve mikroskop altında incelemek üzere doku örneği almak için kolposkopi  ayarlayabilir.Eğer servikal intraepitelyal neoplazi bulunursa, o bölge kon biyopsisi  ile çıkarılır.</p>
<p>Prekanseröz dokuyu çıkarmak için gittikçe artan oranda kullanılan tekniğe Loop Elektrocerrahi Eksizyon Prosedürü (LEEP) adı verilir. Bu işlemde, size lokal bir anestezik verilir.</p>
<p>Hastalıklı dokuyu nazik bir şekilde kesip almak için, çevredeki sağlıklı dokulara minimum düzeyde zarar veren elektrikli bir tel kullanılır. Komplikasyonlar nadir görülür.<br />
Servikal kanser tanısı konulmuşsa, doktorunuz evresini (kanserin nereye kadar yayıldığını) belirleyecektir. Bunun için, kan testleri yapılır; göğsün, pelvik  organların ve lenf bezlerinin X-ışınlı röntgeni çekilir; bilgisayarlı tomografi  yapılır; manyetik rezonans görüntüleme ( ve kemik taraması  yapılır.</p>
<p>Tedavi evreye bağlıdır. Erken evrelerde, kanserin rahim ağzındaki hücrelerin dış katmanıyla sınırlı olduğunda, yalnızca rahmin çıkarıldığı histerektom yapılır. Daha ilerlemiş bir kanser genellikle, fallop tüpleri, yumurtalıklar ve yakındaki lenf bezlerinin (radikal histerektomi) de çıkanlmasım gerektirir.</p>
<p>Kanseri diğer organlarına da yayılmış olan <a href="http://www.kadinlarportali.com/">kadınlar</a>a radyasyon tedavisi  tavsiye edilebilir. Ayrıca, erken evrelerde büyük <a href="http://www.saglikbilimi.com/tnm-tumor-nod-metastaz/">tümörler</a>i olan (ameliyattan önce tümörü küçültmek için) kadınlara ya da ameliyatı daha zorlaştıracak diğer tıbbi problemleri kadınlara da tavsiye edilir. Radyasyon tedavisi vücudun dışındaki bir kaynaktan ya da vücudun içerisinde tümöre yakın yerleştirilen (brakiterapi adı verilen) implantlar yoluyla verilebilir.</p>
<p>1999 yılında, servikal kanseri yakındaki lenf düğümlerine veya pelvisin diğer bölümlerine yayılmış olan <a href="http://www.kadinlarsitesi.com/">kadınlar</a>a, radyasyonu kemoterapiyle (cisplatin ya da fluorourasil adlı antikanser ilaçlarıyla) birlikte vermenin, hayatta kalma şansını %30&#8242;dan %50&#8242;ye çıkardığı keşfedildi. Önceleri, kemoterapi yalnızca vücudun daha uzak bölgelerine yayılmış olan servikal kanser için kullanılmıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/anormal-pap-smear-sonucu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Glomerülit (Nefrit)</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/glomerulit/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/glomerulit/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2009 06:47:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Böbrek ve İdrar Yolları Patolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[Böbrek Hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[nefrit]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=14134</guid>
		<description><![CDATA[Glomerül (nefrit diye de anılır) sıvı ve atıkların dışarı atılması için böbreklerde bulunan kanı süzen borucuk öbekleridir.
Filtreler etkili çalışamadığı takdirde, protein ve kırmızı kan hücreleri idrara karışır. Kan dolaşımından eksilen protein vücudun bacaklar, yüz ve eller dahil her yerinde ödeme sebep olur. Bu nefrotik sendrom  olarak adlandırılır ve yetişkinlerden ziyade çocuklarda görülür.Glomerülonefrit&#8217;in iki ayrı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Glomerül (nefrit diye de anılır) sıvı ve atıkların dışarı atılması için böbreklerde bulunan kanı süzen borucuk öbekleridir.</p>
<p>Filtreler etkili çalışamadığı takdirde, <a href="http://www.saglikbilimi.com/protein-gereksinimi/">protein</a> ve kırmızı kan hücreleri idrara karışır. <a href="http://www.saglikbilimi.com/kan-dolasimi/">Kan dolaşımı</a>ndan eksilen protein vücudun bacaklar, yüz ve eller dahil her yerinde ödeme sebep olur. Bu nefrotik sendrom  olarak adlandırılır ve yetişkinlerden ziyade çocuklarda görülür.Glomerülonefrit&#8217;in iki ayrı formu vardır: Akut ve kronik. Akut glomerülonefrit, ani ve ciddi semptomlar ortaya çıkarır ve acil tedavi gerektirir.</p>
<p>Kronik form aylarca süren bir süreç sonunda yavaş yavaş ortaya çıkar.<a href="http://www.saglikbilimi.com/kronik-glomerulonefrit/"> Kronik glomerülonefrit</a> gelip gider, kademeli olarak kötüleşir ve nihai olarak böbrek yetmezliğine sebep olur.</p>
<p><a href="http://www.saglikbilimi.com/rapidly-progresif-glomerulonefrit-rpgn-cresentic-glomerulonefrit/">Glomerülonefrit</a>&#8216;in pek çok farklı sebebi vardır. Streptokoklara bağlı, özellikle deri veya boğaz enfeksiyonu  ve glomerülonefrite götürecek immün reaksiyon, hastalığı tetikleyebilir.</p>
<p><a href="http://www.saglikbilimi.com/savunmanin-ilk-hattibagisiklik-sistemini-guclendirme/">Bağışıklık sistemi</a>nde anormalliklere sebep olan <a href="http://www.saglikbilimi.com/k/hastaliklar/">hastalıklar</a> lupus  ya da bakteriyal endokardit,  gibi glomerülonefrite sebep olabilir. <a href="http://www.saglikbilimi.com/hepatit-b/">Hepatit B</a> ve <a href="http://www.saglikbilimi.com/hepatit-c/">hepatit C</a> de glomerülonefrite neden olabilir.</p>
<p>Bunlara ek olarak hem glomerülonefrite hem de akciğerlerde kanamaya sebep olan birbirinden farklı koşullar da mevcuttur. Glomerülonefrit, başka bir hastalık olmaksızın ya da bilinen sebepler gerçekleşmeksizin de ortaya çıkabilir.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SEMPTOMLAR</strong></span><br />
Ciddi akut glomerülonefrit, idrarın kırmızı veya duman rengi (hasar görmüş glomerüller yüzünden idrara karısan kırmızı kan hücrelerine bağlı olarak) olmasına, gribe benzer hissiyata, <a href="http://www.saglikbilimi.com/bulanti-ve-kusma/">bulantı</a>ya, <a href="http://www.saglikbilimi.com/bulanti-ve-kusma/">kusma</a>ya ve yetersiz idrar üretimine neden olur. Vücut önce alt bacak ve bileklerde olmak üzere su toplar (nefrotik sendrom).</p>
<p>Daha hafif olan kronik glomerülonefritte hiç sendrom ortaya çıkmayabilir. Doktorunuz, başka sebeplerle istediği idrar testinizde, yüksek protein değeri bulabilir. Diğer insanlar, ise ürünlerindeki kanın sebep olduğu kırmızı ve duman rengi ürinin araştınlması sırasında teşhis edilirler.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TEDAVİ SEÇENEKLERİ</strong></span><br />
Eğer kendinizde yukanda bahsi geçen semptomları görüyorsanız, doktorunuza başvurun. Doktorunuz, protein değerlerine ve kırmızı kan hücrelerine bakmak suretiyle idrar testi yapacaktır.</p>
<p>Eğer doktorunuz glomerülonefritten şüphelenirse sizden böbrek ujtrasonu, bilgisayarlı tomografi taraması  veya damariçi piyelografisi isteyebilir. Pek çok vakada, teşhis için böbrek biyopsisi  gerekir.</p>
<p>Akut glomerülonefritin tedavisi sebebine göre değişir. Bazen tedavi sadece tuzlu yiyecekler yemekten kaçınmaktan ve yiyeceklere tuz eklememekten, ürinasyonu düşürmek için diüretik ilaçlar almaktan ibaret olabilir.</p>
<p>Daha ciddi rahatsızlıklarda enflamasyonu, diüretikleri ve yüksek kan basıncından ve kansızlıktan kaynaklanan komplikasyonları azaltmak için kullanılan ilaçlan dengelemek için kortikosteroid tedavisi uygulanır. Bağışıklıkla ilgili  çıkmasına engel olan ilaçlar da yazılabilir.<br />
Kronik glomerülonefritin tedavisi, altında yatan her rahatsızlığın teşhis ve tedavi edilmesiyle başlar. Hastalığa eşlik eden yüksek kan basıncı ve kandaki protein kaybı için ilaç kullanılabilir.</p>
<p><a href="http://www.saglikbilimi.com/yuksek-tansiyon-kan-basinci/">Yüksek kan basıncı</a> için antihipertansiyon ilaçları, sıvı akümülasyonunu ve şişliği azaltmak için diüretikler, enflamasyonu azaltmak için ise kortikosteroid veya bağışıklıkla ilgili reaksiyonların ortaya çıkmasına engel olan ilaçlar alınabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/glomerulit/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Periton İltihabı</title>
		<link>http://www.saglikbilimi.com/periton-iltihabi/</link>
		<comments>http://www.saglikbilimi.com/periton-iltihabi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Jun 2009 17:55:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kenanfoto</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel Cerrahi]]></category>
		<category><![CDATA[İltihaplanmalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikbilimi.com/?p=14113</guid>
		<description><![CDATA[Periton iltihabı, karnı çevreleyen çeperin iltihaplanmasıdır. Bu durum karnın altında meydana gelmiş bir hastalıktan dolayı bakterilerin iltihap yapmasıyla oluşur (Apandisit alınması gibi). Midesinde sıvı (asit) bulunan insanlarda da bu hastalığa rastlanır.
Apandisit, bakteriyel karın zan iltihabının en yaygın sebebidir. Ama karında açılan bir deliğin divertiküloza, peptik ülsere, kangrenli safra kesesine ya da düğümlenmiş fıtığa sebep olmasıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Periton iltihabı, karnı çevreleyen çeperin iltihaplanmasıdır. Bu durum karnın altında meydana gelmiş bir hastalıktan dolayı bakterilerin iltihap yapmasıyla oluşur (Apandisit alınması gibi). Midesinde sıvı (asit) bulunan insanlarda da bu hastalığa rastlanır.</p>
<p>Apandisit, bakteriyel karın zan iltihabının en yaygın sebebidir. Ama karında açılan bir deliğin divertiküloza, peptik ülsere, kangrenli safra kesesine ya da düğümlenmiş fıtığa sebep olmasıyla birlikte; karın zan iltihabı da ortaya çıkabilir.</p>
<p>Kimyasal karın zarı iltihabı, mide asidinden, pankreas enzimlerinden ve bağırsakların ya da safra yolunun yaralanmasına bağlı olarak karın zannı delen safradan dolayı ortaya çıkar.</p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>SEMPTOMLAR</strong></span><br />
Periton iltihabının en yaygın belirtileri, şiddetli karın ağrısı ve hassasiyettir. Ağrının konumu ve ciddiliği altta yatan nedenlere bağlıdır. İlk önce inişli çıkışlı kramplar hissedersiniz ve karnınız kaskatı kesilir. Kan basıncınız düşebilir (Başınız dönebilir veya güçsüz hissedersiniz) ve kusabilirsiniz. Bunlara ek olarak ateşiniz de çıkabilir.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-15928" title="pri" src="http://www.saglikbilimi.com/wp-content/uploads/2009/06/pri-300x285.jpg" alt="pri" width="300" height="285" /></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>TEDAVİ SEÇENEKLERİ</strong></span><br />
Periton iltihabı, hastanede tedavi edilmesi gereken bir aciliyete sahiptir. Doktorunuz hastalığın nedenlerini belirlemek için belirtilerinizi tarif etmenizi isteyecektir. Bu belirtilerin kaynağının saptanması için röntgene ve kan testlerine ihtiyaç duyulur.</p>
<p>Tedavi, hastalıklı dokunun alınması (apandis patlaması gibi) ya da delinmiş kısımların iyileştirilmesini içerir (peptik ülser). Doktorunuz sizi antibiyotiklerle (damardan ya da ağızdan) reçetelendirir ve durumunuz düzelene kadar damardan sıvı besinler almaya ihtiyacınız olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikbilimi.com/periton-iltihabi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

