Kistler
Hepatik kistler genellikle semptom vermeyen soliter, uniloküler lezyonlardır. Bazen rastlanılan büyük kistler üst abdominal kitle veya rahatsızlıkla karşımıza çıkabilir. Poli-kistik karaciğer hastalığı, vakaların yansında polikistik böbrekle birliktedir. Bir veya iki kisti olan hastalarda kist hidatik olasılığı her zaman akla gelmelidir. (Bölüm 9′a bak.)
Bazı soliter kistler, ultrasaund kontrolunda yapılan perkütan iğne aspirasyonuyla kesin olarak tedavi edilirler. [...]
Hemanjiomlar
Hemongioma en sık görülen benign karaciğer tümörüdür ve deri ve mukozolar hariç, hemanjioma da en sık karaciğerde görülür. Kadınlarda erkeklere göre 6 kere daha fazla görülür. Histolojik olarak hepatik hemanjiomlar kavernöz tiptedir. Çoğunluğu küçük, soliter ve supkapsüler oluşumlardır ve laparotomi veya otopsi sırasında tesadüfen bulunurlar. Büyüklüğü 4 cm.den fazla olanlar kann ağnsı yapabilir ve ele [...]
Karaciğerin Metastatik Tümörleri
Karaciğerde metastatik kanser primer tümörlere göre 20 kere daha sık görülür. Vakaların %75′ini meme, akciğer, pankreas, mide kalınbarsak, böbrek, över ve uterus kanserleri oluşturur. Karaciğere yayılım sistemik dolaşım, portal venveya daha az oranda lenfatiklerle olabilir. Primer hepatik tümörlerin oluşmasına zemin hazırlayan sirotik karaciğerin, metastaz implantasyonu açısından normal karaciğere göre daha dayanıklı olması ilginçtir.
Hepatik metastâzlı hastaların [...]
Karaciğerin Primer Malign Tümörleri
Primer karaciğer kanseri ABD’de sık değildir. Fakat Doğu’da ve Afrika’da insidans yüksektir ve bazı bölgelerde hepatoma en sık görülen abdominal tümördür. Bu yüksek riskli bölgelerde etyolojik faktörler çevresel veya kültüreldir; çünkü ABD’de her sene yaklaşık 7100 vaka görülmektedir. Kadın erkek dağılımı eşittir. Çoğunlukla 50 yaşın üzerinde kişilerde görülür. Fakat az sayıda vaka çocuklarda özellikle 2 [...]
SPONTAN KARACİĞER RÜPTÜRÜ
Karaciğerin kendiliğinden rüptürü sık değildir. Normal karaciğer rüptürü vakalarının çoğu eklampsi-preeklampsi’ye hastalıklı karaciğer rüptürü vakalarının çoğu da karaciğer tümörlerine bağlıdır. Karnın üst bölgelerinde ani bir rahatsızlık hissinden yakınan her gebe veya lohusa hastada, özellikle hipertansiyonu varsa, karaciğer rüptüründen şüphelenilmelidir. Hepatik hemanjiom, safra taşı obstruksiyonu, tifo, malarya, tüberküloz, sifilis, poli-arteritis nodosa ve diabetes mellitus olgularında da [...]
Karaciğer Hatalıkları ve Bozuklukları-Karaciğer Travması
Yaralanma mekanizmasına bağlı olarak karaciğer travması delici (penetran) ve kunt yaralanmalar olarak ikiye ayrılır. Vakaların yarısından fazlasını oluşturan delici yaralanmalar kurşun, bıçak veya benzeri maddelerle meydana gelir ve karaciğer veya afferent ve efferent damarlar yaralanır. Sivil hayatta bunların çoğu temiz yaralardır ve devitalize karaciğer dokusu oluşturabileceklerinden değil, fakat intraabdominal kanamalardan dolayı tehlikelidirler. Bunun aksine yüksek-hızlı [...]
Postoperatif Dönem
Karaciğerin %50’si veya daha fazlası çıkarıldığında ameliyattan sonraki bir veya iki hafta boyunca hastanın yakın takibi gerekecektir. Genellikle sirozsuz hastalar ameliyat sonrası az metabolik değişiklikler gösterirler. Çok defa ameliyattan yedi veya sekiz gün sonra taburcu olmaya hazırdırlar. Siroz veya septik komplikasyonun olduğu durumlarda ameliyat sonrası karaciğerin durumu bozulmuş olabilir.
Ameliyattan [...]
Karaciğer Rezeksiyonu Tekniği
Lobar anotomiye dayanarak, karaciğer rezeksiyonları segmenter ve segmenter olmayan olmak üzere ikiye ayrılır. Sonuncuya örnek olarak kama (wedge) şeklinde rezeksiyonlar ve ölü dokuların rezeksiyon şeklinde debridmanı sayılabilir. Karaciğer lob rezeksiyonları segmenter vasküler anotomiye uygun olarak planlanmalıdır.
Operasyonda affe-rent ve efferent damarlarıyla birlikte bir lob veya segment çıkarılırken, geride kalan dokunun damarlarına veya safra kanalına zarar vermekten [...]
Preoperatif Değerlendirme
Geniş hepatik rezeksiyondan sonra karaciğer fonksiyonları önemli ölçüde bozulduğundan, böyle bir ameliyata karar verirken karaciğerin preoperatif fonksiyonel durumu göz önüne alınmalıdır. Siroz hepatektomi için nisbi bir kontrendikasyondur, çünkü elzem olan metabolik ihtiyaçları karşılamak için geride kalan sirotik karaciğerin rezervleri genellikle yeterli değildir ve sirotik karaciğerin rejenerasyon kapasitesi azdır. Bu faktörler sirotiklerde gelişen bazı primer hepatik [...]
KARACİĞER REZEKSİYONU
Karaciğer dokusunun bir bölümünün rezeksiyonu için gerekli endikasyonlar oldukça nadirdir; bu endikasyonlar arasında primer ve sekonder malign tümörler, benign tümörler, travmatik rüptürler, kistler ve abseler sayılabilir. Karaciğer dokusunun%80-85′ine kadar kısmının çıkarılmasıyla yaşam mümkündür. Geniş rezeksiyondan sonra birkaç hafta süreyle karaciğer fonksiyonları azalır, fakat karaciğerin olağandışı rejenerasyon kapasitesiyle, yeni ve fonkisyon gören hepatositler hızla çoğalır.
Hepatik rejenerasyon [...]
Karaciğeri Görüntüleme Teknikleri
Karaciğer sintigrafisi technetium-99 m ile yapılır. Hem lateral hem de anterior görüntüler rutin olarak elde edilmelidir. Tümör, abse veya kist gibi karaciğerde yer kaplayan lezyonlar, dolma defektleri olarak görülürler. Çapı 2.5 cm.nin altında olan lezyonlar genellikle saptanamazlar. Tekniğin doğruluk oranı %60 civarındadır; %20 yanlış-pozitif, %20 de yanlış-negatif sonuç verir. Kitlesel lezyonların araştırılmasında sintigrafinin yerini büyük [...]
Karaciğer Biopsisi
Perkütan doku biopsisi veya aspirasyon biopsisi şeklinde karaciğerden biopsi alınarak patolojik inceleme yapılabilir. Doku biopsileri (core biopsy) Menghini veya Vim Silverman iğneleri ile alınır ve hepatik parenkimal hastalıkların tanısında çok değerlidir. Doku biopsileri şüpheli tümör tanısı amacıyla da kullanılabilir, fakat aspirasyon biopsisiyle diagnostik materyal elde etme olasılığı daha fazladır; çünkü çok ince iğne kullanıldığından yöntem [...]
Arteriel Kan Akımı
Arteria hepatica communis truncus coeliacus’tan çıkar, hepatoduodenal ligaman boyunca yükselir ve hilusta sağ ve sol dallarına aynlmadan önce sağ gastrik ve gastoduodenal arterleri verir. Bir dakikada karaciğere giren 1500 mi. kanın %25′i hepatik arter ile gelir;
geri kalan %75′i ise portal ven yoluyla sağlanır. İnsanların %10′unda a.hepatica communis çıkışında, anomali vardır. En sık görülen varyasyonlarda, a.hepatica [...]
Venöz Kan Akımı
Hem portal hem de hepatik venöz sistemlerde ven kapakçıktan yoktur. Portal ven sağ ve sol lobar dallara aynlarak porta hepatiste sonlanır. Sağ lobar dal segmenter safra kanalları ve arterleri izler. Sol lobar dalın 2 dalı vardır: Transverse dal ve umbilikal dal.
Birincisi porta hepatis içine ilerleyen kısa bir daldır, ikincisi ise umblikal fossaya iner ve sol [...]
Karaciğer
CERRAHİ ANATOMİ
Segmentler
Karaciğer embriolojik olarak duodenum-dan bir çıkıntı şeklinde gelişmeye başlar; bu gelişim olayı Bölüm 29′da anlatılmıştır. Karaciğer vücudun en büyük organlarından birisidir ve vücut ağırlığının %2’sini oluşturur. Klasik tariflerde karaciğerin 4 lobu olduğu söylenir; sağ, sol, caudate ve quadrate. Fakat geleneksel olmuş bu lob ayırımı karacigerin gerçek segmental anatomisini açıklamaktan uzaktır. Karaciğerin segmental anatomisi Şekil [...]
REGİONAL ENTERİTİS (Mide ve Duedonum da)
Şimdi regional enteritisin dudaklardan anüse kadar tüm gastrointestinal sistemde olabileceğinin bildirilmesine karşın regional enteritiste mide ve ince barsağın proksimali nadir olarak tutulur. Mide ve duodenumda Crohn Hastalığı olan çoğu hastara ileumda tutulmuştur. Ağrı bir çok durumda antiasitlerle giderilebilir. Duodenal stenöz veya pilorik obstrüksiyondan daloyı intermitant kusmalar sık olur. İleumdaki tipik değişikliklerle birlikte olan filmler, cobblestone [...]
Duodenumun Superior Mesenterik Arterle Obstriksiyonu
Nadiren duodenumun üçüncü bölümünün superior mesenterik arter ve aorta arasında sıkışması ile tıkanıklık olur. Genellikle yanık larıda içeren kazalardan sonraki hızlı kilo kaybını takiben görülür. Vücut alçısındaki hastalar da bu durum ortaya çıkar.
Superior mesenterik arter aortadan 50-60° lik bir açı ile ayrılır, duodenumun aralarından geçtiği yerdeki iki damar arasındaki açıklık 10-20 mm dir. Sup. mesenterik [...]
DUODENAL TÜMÖRLER
Duodenum tümörleri pek sık görülmez.
A.Malign Tümörler: Malign duodenum tümörlerinin çoğu adenokarsinomlar leiomyo-sarkomlar, ve lenfomalardır. İnen duodenumda başka yerlerden daha çok görülür. Ağrı, obstrüksiyon, kanama, tıkanma sanlığı ve abdominal kitle görülen belirtilerdendir. Özellikle duodenumun 3. ve 4. bölümlerindeki doudenal karsinomlar baryumlu grafilerde genellikle gözden kaçar. Eğer araştırıcı şüphede ise endoskopi ve biopsi tanıtıcı olacaktır.
Eğer olanaklıysa adenokarsinomlar [...]
Duodenal Divertiküller
Duodenum divertikülleri otopsilerin %20′ sinde ve üst GIS serilerinin %5-10′unda bulunur. Semptomlar pek görülmez ve sadece radyoloji ile saptananların %1′i cerrahi girişimi gerektirir.
Duodenum pulsiyon divertikülleri submukoza ve mukozanın dışarı cepleşmesini gerektirir, %90 duodenumun orta bölümünde olur. Çoğu soliterdir ve ampulla vaterinin 2.5 cm si içinde bulunurlar. Duodenumun ilk bölümünde görülmezler, buradaki divertikül konfigürasyonlan peptik ülser [...]
BEZOAR
Bezoarlar midede oluşan sert yapılardır. Trikobezoarlar saçtan oluşurlar ve genellikle saçını çiğneyen yutan genç kızlarda bulunur. Fitobezoarlar sebze lifleri yığınını içerir. Kitle tarafından oluşturalan bası, kanama veya perforasyona meyilli gastrik ülser oluşturabilir.
Postgastrektomi durumu bezoar oluşumunu predispoze eder. Çünkü pepsin ve asit salgısı azalmıştır, antrumun üğütücü fonksiyonu yoktur. Büyük oranda sellüloz içeren portakal bölümleri veya başka [...]
GASTRİK DİVERTİKÜL
Gastrik divertikül pek sık değildir ve genellikle asemptomatiktir. Çoğu mukoza ve submukozadan oluşan pulsiyon divertikülleridir. öze-fagogastrik bileşimin birkaç emsi içinde yerleşmiştir. Prepilorik bölgedekiler genellikle tüm tabakaları içerirler ve daha çok semptomludurlar. Birkaç hastanın divertikül içindeki hemoraji ve inflamasyondan dolayı semptomları vardır. Fakat çoğu lezyonun üst GIS serilerindeki bulguları tesadüfidir. Radyolojik olarak gastrik ülserle karışabilir.
GASTRİK VOLVULUS
Midenin longitudinal eksen (organo-aksial volvulus) veya küçük kruvatur ortasından büyük kruvatur ortasına çizilen bir çizgi üzerinde (mezenterio-aksial) dönmesidir. İlki daha sık olur ve genelde paraözefagial hiatal herni ile birliktedir. Başka hastalarda sol diafragmanın evantrasyonu kolunun yükselmesine ve gastrokolik ligamam çekerek midenin bükülmesine olanak sağlar.
Akut gastrik volvulus şiddetli karın ağrısına eşlik eden diagnostik triad (Brochardt’s triadı) [...]
GASTRİK MUKOZANIN PROLAPSUSU
Çoğunlukla prepilorik gastrik ülserle birlikte bulunan ender bir lezyondur. Kusma ve karın ağrısı peptik ülser sitimüle eder. Radyografi antral kısımların duodenuma prolapsusunu gösterir. Hastalığın altında gastrik ya da duodenal ülserin olabileceği düşünülmelidir. Bazen Billorth I anastomozu ile antrektomi önerilir. Genellikle konservatif tedavi yeterlidir.
MENETRİER HASTALIĞI
Menetrier hastalığı kronik gastritlerin bir şeklidir. Gastrik pililerin dev hipertrofisi vardır. Kalınlaşmış mukozadan barsağa hipoproteinemi ile sonuçlanan aşırı protein kaybı olur. Kronik kan kaybı da sorun olabilir. Hastanın antiasitlere yanıt veren sindirim bozukluğu yakınması vardır. Fakat bu tedaviyle midedeki patolojik olgu ve sekonder hipoproteinemi düzelmez.
Hipertrofik pliler yukarı GIS serilerinde normal dolma defektleri oluştururlar ve sıksık [...]
Kronik Gastrit
Kronik gastritin iki değişik biçimi vardır. Tip A Kronik Gastrit , midenin antrum bölümünü etkilemeyen, diffüz atrofisi olan ve parietal mukozanın hücresel infiltrasyonunu içeren, pemisyöz anemili hastalardaki tiptir. Birçok hastalarda aklorhidri vardır, serum gastrin düzeyleri çoğunlukla çok yüksektir, (örneğin 10000 pg/ml) ve parietal hücre ve ıntrensek faktör antikorları çoğunluka pozitiftir. B vitamini malabsorbsiyonu vardır. Muhtemelen [...]




