Hastalıklar

URINER SİSTEM İNFEKSÎYONLARI

Üriner sistem İnfeksiyonlan özellikle genç kadınlar ve yaşlılarda olmak üzere, infeksiyon hastalıkları içerisinde en sık görülen hastalıklardandır. Önemli derecede tanı ve tedavi masrafları, iş gücü kaybına neden olur ve topluma önemli maddi yük getirirler. Ayrıca yine yaşlı hastalarda diğer bazı hastalıkların üstüne eklenerek mortaliteyi arttıran önemli bir faktördür. Son yıllarda [...]

DERECELENDİRME YÖNTEMLERİ VE PROGNOZ

Günümüzde İA infeksiyonları derecelendirmede APS (acute physiology score), APACHE I (acute physiology and chronic health evaluation) APACHE II, SSS (septic severity score), SİS (sepsis in-dex of survival), MPI (Mannheim peritonitis index), SISS (surgical infection stratiiîcation system), PIA II (peritonitisindexAltona II) gibi bir çok sistem kullanılmaktadır. Tedavi ile ilgili faktörlerin derecelendirildiği [...]

FİBRONEKTİN

Fibronektin ise normalde organizmada bulunan, kuvvetli opsonik bir alfa-2-glikoproteindir. Hayvanlarda ve insanlardaki çalışmalarda ağır travma, İA infeksiyon ya da sepsiste 1 saat içinde fibronektin düzeylerinde hızlı düşüşler gösterilmiştir. Bu nedenle sepsiste görülen azalmış fagositozdan opsonik proteinlerin düzeyindeki azalmanın sorumlu olabileceği düşünülmüştür. Yanık ya da sepsis oluşturulduktan sonra görülen akut serum [...]

İNTERLEUKIN

înterleukin 2 (İL-2) ise lenfosit kökenli bir mediyatördür (lenfokin) ve konakçının özgül hücresel ve hümoral yanıtı üzerindeki etkileri bir çok araştırmaya konu olmaktadır. Bir çalışmada farelere rekombinan insan IL-2’sinin intraperitoneal verilmesinden 18 saat sonra E.coli intraperitoneal injekte edildiğinde, kontrol grubunda sağkalım 0 iken ,IL-2 verilenlerde sağkalım %90 olmuştur. Aynı çalışmada [...]

BASKILAYICI T-HÜCRE FAKTÖRÜ

Deneysel modellerde organizmanın İA abseye immün yanıtından, hümoral sisteme ek olarak T hücrelerinin de sorumlu olduğu gösterilmiştir. B.frajilis kapsül polisakkaridi ile immünize farelerin splenik T hücrelerinden elde edilen supresor T hücre faktörü ve B. fragilis 24 saat ara ile farelere verildiğinde hayvanlarda abse formasyonu %87.5 oranında engellenmiştir.

Mikrobiyoloji ve antimikrobiyal tedavi

Gastrointestinal yada jinekolojik kaynaklı, üst ya da alt İA in-feksiyonlar, bilindiği gibi polimikrobial infeksiyonlardır. Stone ve ark. bir çalışmasında İA infeksiyonlarda hasta başına ortalama 1.8 aerobik ve 2.4 anaerobik, Lorber ve Swenson’un çalışmasında hasta başına 1.3 aerobik ve 2.6 anaerobik mikroorganizma izole edilmiştir. İA abselerin % 60′ında yalnız ya da [...]

YÖNLENDİRİLMİŞ VE YÖNLENDİRİLMEMİŞ İKİNCİL AMELİYATLAR

Yönlendirilmiş abdominal eksplorasyon yakın geçmişte yapılmış abdominal eksplorasyon varsa, radyolojik ve/veya radyoizotopik incelemeler sonucunda ÎA infeksiyon için kuvvetli kuşku varsa yapılmaktadır. Hastanın klinik gidişi ekstraabdominal bir nedenle açıklanamıyorsa, somut bir ÎA nedenin de gösterilemediği durumlarda yapılan eksplorasyon ise yönlendirilmemiş eksplorasyondur. Mortalitesl çok yüksek olan yönlendirilmemiş eksplorasyonlar yerine, bakteriyemi ya [...]

KARIN KAPATMA TEKNİKLERİ VE PLANLI TEKRAR AMELİYATLAR

aygın peritonitli hastalarda bazı merkezlerde karın ya hiç kapatılmamakta ve açık tedavi uygulanmakta ya da kann kapatılması sırasında yama kullanılmaktadır. Her iki yöntemin avantajları ve dezavantajları mevcuttur.

İA infeksiyon tedavisinde programlı tekrar ameliyatlar (etappenlavage) da uygulanmaktadır. Kann kapatılması sırasında fermuar kullanımı ile uygulamada kolaylık sağlanan bu tür ameliyatlar ile 24 [...]

PERİTONEAL LAVAJ

Peritoneal lavaj teknikleri ise yine tartışmalı bir konudur. DüTüz peritonitlerde intraperitoneal antibiyotiklerle lavaj birçok klinik ve deneysel çalışmada denenmiş, ek bir yarar genellikle sağlanamamıştır. Bazı klinik ve deneysel araştırmalarda diffüz peritonitlerde ameliyat sonrası intraperitoneal drenler yoluyla dengeli tuz solüsyonları ya da serum fizyolojik ile sürekli peritoneal lavajın mortalite ve morbiditeyi [...]

Radikal peritoneal debridman

Ameliyat sırasında radikal peritoneal debridmanın gerekli olup olmadığı halen kesinliğe kavuşmamış bir konudur. İA infeksiyonlarda peritoneal kavitede kalan, rezidüel bakteriyle yüklü İîbrinöz eksudanm bakteriyal proliferasyon ve devam eden invaziv infeksiyon için kaynak olabileceği düşünülmüştür. Deneysel çalışmalarda bu fibrinöz eksudaların debridmanının yararlan gösterilmişse de Poîk ve ark.’ nın karşılaştırmalı klinik [...]

PERKÜTAN DRENAJ CERRAHI TEDAVİ

A infeksiyonlarda cerrahi tedavi uygulandığı durumlarda İse kann kapatma teknikleri, ameliyat sonrası peritoneal irrigasyonlar ve reoperasyon tartışmaları gündeme gelmektedir. Bütün bunlar peritoneal kavitenin yeterli drenajının sağlanması için düşünülmektedir. John Yates’In 1905′te ortaya attığı “peritoneal kavitenin drenajının fizik ve fizyolojik olarak olanaksızlığı” fikri halen geçirliliğini korumakta ve tartışmaların temelini oluşturmaktadır.

PERKÜTAN DRENAJ

errahi ve radyoloji departmanlarının İA infeksiyon düşünülen hastalara entegre, kombine yaklaşımı hasta bakımı ve sağaltımı açısından ilerlemeleri beraberinde getirmiştir. USG ya da BT’nin yol göstericiliğinde İA abselere uygulanan perkûtan drenaj geçici

palyasyon ya da kür amacıyla kullanılmaktadır.
BT ile abselerin perkütan aspirasyonunu ilk kez tanımlayan Haaga ve ark. ve diğer bazı yazarlar, intraabdominal [...]

MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMİ (MRI)

İA infeksiyonlann tanısındaki yeniliklerden bir diğeri manyetik rezonans görüntülemesinin (MRI) kullanılmasıdır. MRI ile komşu damarsal yapılan görebilmek ya da absenin kapsülünü göstermek için BTde bazen gereken kontrast maddelere gerek yoktur. BTde cerrahi küpler artefakt oluşturduklan halde, MRI bundan etkilenmemektedir. Bir araştırmada MRI ile BTnin İA sıvı kolleksiyonlan tanısındaki doğruluk oranlarının [...]

RADYOİZOTOPİK TANI YÖNTEMLERİ

Yeni geliştirilen yöntemlerden galyum sitrat ve indium lökosit sintigrafileri İA abse tanısında oldukça duyarlı ve özgü yöntemlerdir. Ancak uygulamada, en az 24-48 saatte abse içinde akümülasyon sağlanması ile tanıda gecikmelere yol açmaları, barsaklara salgılanmaları ve granülasyon dokularında birikmeleri nedenleriyle tanıda güçlükler yaratmaları dezavantajlarıdır.
İlk kez Thakur ve ark. tarafından kullanılan İndium [...]

BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ (BT)

USG için sorun yaratan kemik, gaz, obesite varlığı BT için tanı zorluğu yaratmamaktadır. Ancak BT ile nekrotik tümörlerin abseyle aynmı güçtür. BT ile intraabdominal infeksiyon tanısında doğruluk oranı literatürde %92-100 arasında değişmektedir. Aynı yayınlardaki galyumla işaretli sitrat ve indiumla işaretli lökosit sintigrafileri ve USG’nin doğruluk oranları BT’ye göre düşüktür ve [...]

RADYOLOJİK TANI YÖNTEMLERİ DİREKT GRAFİLER

Radyolojik tanı yöntemlerinin en basiti sayılan direkt grafıler intraabdominal infeksiyon tanısında yardımcıdır. Bir çalışmada intraabdominaî absesi olan hastaların %33′ünde plevral efüzyon, %12’sinde atelektazi saptanmıştır.
Ultrasonografi (USG) çabuk sonuç alınabilmesi, invaziv olmaması, hastanın yatağında yapılabilmesi, diğerlerine göre ucuz bir yöntem olması, abselerde tanısal ve terapötik aspirasyonlar için yol gösterici olması nedenleriyle [...]

ETYOLOJİ

intraabdominal infeksiyonlar etyolojik olarak spontan, travma sonrası ve ameliyat sonrası olarak üçe ayrılabileceği gibi, lokalizasyonuna göre diffüz peritonit ve intraabdominal abseler olarak ta ikiye ayrılır.
klinik

İntraabdominaî infeksiyon tanısı klinik ve laboratuar bulgularına dayanır ancak daha önemlisi klinik kuşkudur. Klasik kitaplarda sekonder bakteriyel peritonitin tanımı akut karınla eş tutulmaktadır. Ancak, [...]

INTRAABDOMINAL İNFEKSİYONLAR

Son 10 yılda cerrahinin hiç bir alanında intraabdominal infeksiyorıların tanı ve tedavisinde olduğu kadar potansiyel ilerlemeler görülmemiştir .Ancak yoğun bakım teknikleri, antibiyotikler ve açık tedavi, peritoneal lava], planlı tekrar laparotomi, “etappenlavage” gibi özel cerrahi tekniklere karşın peritonitin tipi, lokalizasyonu ve hasta yaşma bağlı olarak mortalite, perfore apandisitte %3′ten, ameliyat sonrası [...]

Campylobacter enteriti korunma

Gastrointestinal infeksiyonların bulaşmasında en önemli yol fekaloral yol olduğundan ellerin temizliğine özen gösterimesi ve kişisel hiJJ en kurallarına uyulması korunmada en önemli faktördür.
Enterik infeksiyonlardan korunmada hayvan rezervuarların tedavi edilmesi, bunlardan elde edilen besin maddelerinin kontaminasyonunu azaltırsa da infekte yumurtaların veya kümes hayvanlarının yeleri kadar pişirilmeden yenmesi ile de bulaşma görülebilir. [...]

Campylobacter enteıiti

Campylobacter enteriti kendiliğinden iyileşen bir hastalık olduğundan bakteremi veya menenjitin bulunmadığı hastalarda antimikrobiyal tedaviye gerek yoktur. Uzamış veya ağır vakalarda hastalık süresini kısaltması ve relapsı önlemesi nedeniyle oral yolla erythromycme’in 50 mg/kg günlük dozda 4 eşit doza bölünerek 7 gün süre ile kullanılması önerilmektedir.

F. Kolera

Koleralı hastaların büyük bir çoğunluğu intravenöz sıvı tedavisine bile gerek olmaksızın yalnız başına oral rehidratasyon sıvı ile , iyileştiğinden kolera tedaviside antibiyotik kullanılmasına gerek yok ise de bu hastalarda, ishal süresini ve çevrenin kontamine olmasını azaltmaları nedeniyle tetracycline veya furazolidone’un kullanılması önerilmektedir.

Yersinla enterokoliti

Hastaların çoğunda spontan olarak iyileştiğinden antibiyotik tedavisine gerek yoktur. Ancak sepsis ile birlikte görülen vakalarda aminoglikozid, chloramphenicol, tetracycline, TMP-SMZ ve üçüncü kuşak sefalosporinler gibi Y.enterocolitica’nın hassas olduğu antibiyotikler kullanılabilir.

Pseudomembranöz kolit

C.difficile, vankomycin, rifampln, metronidazole, tetracycline, ampicilin, erythromycin, cefomandole, cefazolin ve bacitracin gibi antlmikrobiyal ajanlara hassas ise de; rifampin’e hızla rezistans gelişmesi, ampicillin, tetracycline, cefomandole ve cefazolin’in de antibiotiğe bağlı colit’e neden olabilmeleri nedeniyle pseudomembranöz kolit’in tedavisinde yalnızca vancomycin, metronidazole ve bacitracin kullanılır.
Vankomycin’in Infantlarda ve çocuklarda önerilen dozu: 500 mg/1.73 [...]

Clostridİum perfringens, B.cereus ve Stafllococcal besin zehirlenmeleri

Üe C.perfringens’in neden olduğu nekrotizan enteritte antibiyotik tedavisinin yeri yoktur. C.perfringens enteritinde supportif tedavi yanında B-antitoksin ihtiva eden C.perfringens Tip C antiserumu kullanümalıdır. E.Coli enteritlerinde de antibiyotik tedavisine gerek yoktur

Shigellosİs

Shigellosisin tedavisinde antibiyotiklerin yeri tartışmalıdır. Bu hastalarda antibiyotik kullanılması hastalığın seyrini, basilin dışkı ile atılma süresini ve relaps oranını azaltmasına karşılık shigellosisin kendiliğinden iyileşen bir hastalık olması ve antimikrobiyal tedaviyi takiben sıklıkla antibiyotik rezistansının ortaya çıkması nedeniyle bazı araştıncılar yalnız ağır vakalarda antimik-robiyal tedavinin endike olduğunu kabul ederler. Buna [...]