Malign
Skuamoz hücreli karsinom
Oral kavitenin en sık görülen tümörüdür ve ağzı döşeyen epitelden gelişir. Daha önceden var olan displazi zemininden de gelişebilir. U.K.da 100.000′de 2 kişide görülür, erkeklerde kadınlara göre 2 kat daha sık izlenir. Risk Faktörleri:
• Sigara içimi; Oral kanser gelişimi ve günde içilen sigara sayısı arasında direk bir ilişki vardır.
• Alkol: Orta derecede alım [...]
Neoplastik hastalıklar
Pre kanseröz ve benign
Lökoplaki (keratosis)
Bir premalign epitelial displazi olan bu lezyon kanser gelişimine neden olabilir. Dil köşesinden başlayıp, dorsum üzerinde yayılan beyaz, sert, düzgün yüzeyli yama tarzı lezyonlardır (hiperkeratoz). Erken evrede ağrısızdırlar ancak, ilerleyen dönemde lezyonların fissürlerle ayrılması sonucu hassasiyet gelişir.
Bu durum oral mukozayı da etkileyebilir, ancak bu nadir bir durumdur.
Eritroplaki (eritroplazi)
Lökoplakiden daha nadirdir, lezyon [...]
Sistemik hastalıkların oral bulguları
Bir çok oral patoloji sistemik bir hastalığın bulgusu olabilir. Örnek olarak Crohn ve çölyak hastalığında aftöz ülser görülmesi ve demir eksikliği anemisinde anguler glossit/cheilit görülmesi gibi.
Glossit
Dil inflamasyonu infektif stomatitin bir sonucu olarak geliştiği gibi nütrisyonal faktör eksiklikleri sonucunda da gelişebilir. Özellikle niasin, riboflavin, folik asit ve vit. B12 eksikliklerinde görülür.
• Akut eksiklik: Dil kırmızıdır, papillalardaki atrofi sonucu ağrılıdır ve soyulmuş görünümdedir.
• Kronik eksiklik: Dil ıslak ve aşırı derecede temiz görünümdedir.
Oral Kandidiyasis
Oral kavitenin Candida albicans ile olan bir infeksiyonudur. Ayrıca pamukçuk olarak da bilinir, infantlarda sık olmakla birlikte erişkinlerde diabet mellitus veya immün baskılayıcı bir durum (Ör. immünsüpresif tedavi, ilerlemiş malignensi veya HIV infeksiyonu) olmadığı sürece nadir görülür.
Dudak, damak ve dil yüzeyinde fungal hiflerle birlikte akut inflamatuar hücreler ve dökülmüş epitel hücrelerinden oluşan beyaz yama tarzı [...]
Herpes simpleks virüsü
Dudak ve oral kavitenin viral infeksiyonları genellikle kendini büyük kabarcıklar veya çok sayıda küçük ağrılı veziküller olarak gösterir, bu lezyonlar sonunda erode olarak ağrılı yüzeysel ülserlere dönüşürler. Ağızın herpes (HSV) infeksiyonları herpetik stomatit olarak bilinir. Aynı lezyonlar, damak ve diş eti mukozasında da görülebilir. Şiddetli herpetik stomatit immün yetmezliği olan hastalarda önemli bir sorundur (özellikle [...]
İnfektif Stomatit
Dudak ve bukkal kavite infeksiyonlarının çoğunlukla kaynağı virüsler veya mantarlardır.
İnfektif Olmayan Stomatit
Aftöz Ülserler
Dudak, dil veya yanak mukozasında görülen küçük, ağrılı, yüzeysel ülserlerdir. Ülser krateri fibrin ve inflamatuar hücreleri (başlıca nötrofiller) içeren kremsi bir eksudayla kaplıdır.
Etyolojisi ve patogenezi bilinmemektedir. Bu ülserler Crohn hastalığı, çölyak hastalığı ve Behçet sendromuyla ilişkili olabilir ancak normal popülasyonun %20 sinde de görülebilir.
Aftöz ülserler çok sık görülür (en sık görülen oral ülser tipidir) [...]
Ağız ve Orofarinks Konjenital anomaliler
Yarık damak ve yarık dudak
Oral kavitenin en sık görülen başlıca konjenital malformasyonlarıdır ve sıklıkla aynı sürecin bir sonucu olarak birlikte meydana gelirler. Bu süreç embriyonik dönemdeki birfüzyon (birleşme) bozukluğundan kaynaklanır.
Prevalans:
• Yarık dudak yaklaşık olarak 1000 doğumda 1 görülür (Beraberinde yarık damak olabilir veya olmayabilir). Erkeklerde kızlardan daha sıktır.
• Yarık damak yaklaşık olarak 2500 doğumda 1 [...]
Malign mezotelyoma
Plevranın bu primer neoplazmı asbestozu takiben gelişen durumlar hariç, çok nadirdir ve genelde 50 yıla kadar uzayabilen bir latent periyod sonrası ortaya çıkar.
Makroskopik olarak tümörler ileri derecede maligndir ve plevral kavite ve perikardiyuma lokal olarak yayılabilir. Ancak hematojen/lenfatik metastaz nadirdir.
Mikroskopik olarak, mezotelyomalarda ig hücreleri ve glandüler patern vardır.
Klinik özellikleri arasında göğüs ağrısı ve nefes darlığı [...]
Metastatik neoplasmlar
Plevral tümörler içinde en sık olanıdır. Herhangi bir malign tümörden köken olabilmekle beraber en sık olarak akciğerler ve memeden köken alır. Sıklıkla yüksek proteinli eksüda ile ilişkilidir
PSevranın neoplazileri Plevral fibroma
Submezotelyal bağ dokusunun benign tümörüdür. Sebepleri bilinmemektedir ve asbestosla ilişkisi yoktur. Tümör iyi sınırlı ve lokalizedir ve bir pedinkülle plevral yüzeye bağlıdır. Histolojik olarak bolca kollajen lif ve fibroblast benzeri hücrelerden oluşur.
Non-inflamatuar plevral efüzyon
Hidrotoraks
Bu düşük proteinli (< 30 gr protein/L; transüde) sıvı birikimi fazla sıvının normal damar duvarları içinden hareketine bağlı olarak gelişir. En sık sebepleri:
• Kalp yetmezliği (en sık): plumoner hipertansiyondaki artmış hidrostatik basınç.
• Hipoalbuminemi: azalmış onkotik basınç.
• vena kaval obstrüksiyon: azalmış onkotik basınç.
Efüzyonlar sıklıkla bilateraldir ve plevral yüzey normal görülür. Sıvı saman rengindedir ve tek tük [...]
Hemorajik pievrit
Kanlı eksüdanın birikimiyle giden plevranın bu akut inflamasyonu, sıklıkla tümör veya pulmoner infarkt sonucu gelişir.
Süpüratif plevrit (Ampiyem)
Plevral kavitede pü birikimiyle giden pelevranın akut inflamasyonudur. tipik olarak pulmoner infeksiyon sonucu oluşur (örneğin pnömoni, tüberküloz, akciğer absesi); torasik cerrahi veya penetran göğüs duvarı yaralanmalarının komplikasyonu olarak da gelişebilir.
Sık görülen sekeller arasında septisemi (infeksiyonun diğer organlara hematojen yayılımı) ve atelektazi (kompresyona bağlı olarak akciğerlerde koliaps) görülür.
Serofibrinöz plevrit
Plevranın bu akut inflamasyonuna plevral yüzler arasına fibrinojen/fibrin içeren yüksek proteinli (>30 gr protein/L; eksüda) bir sıvının birikimi eşlik eder.
Bu durum sıklıkla infeksiyon, infarkt veya tümöre bağlıdır.
Patogenezefüzyon hasarlı damar duvarlarından dışarı sıvı hareketi sonucudur.
Efüzyon tipik olarak unilateraldir ve plevral yüzeyler fibrinöz bir eksudayla kaplıdır. Sıvı saman rengindedir ve mezotelyal hücreler, lenfositler ve polimorflar içerir. Neoplastik [...]
Akciğer transplantları
Kalp-akciğer transplantasyonları genellikle pulmoner vasküler hipertansiyonla ilişkili kardiak problemler için gerçekleştirilirler.
Bazı akciğer transplantları ise kistik fibrosis veya pulmoner fibrosis için gerçekleştirilebilir. Rejeksiyonu önlemek için tüm transplant hastalarında ömür boyu immün süpresyon gerekir.
Radyoterapi komplikasyonları
Akut radyasyon pnömonisi
Radyasyona fazla maruziyet diffüz alveoler hasara neden olur ve ARDS’un tespit edilmiş nedenlerindendir.
Kronik radyosyon pnömonitisi
Daha uzun bir süre içinde daha az şiddetli bir maruziyet progresif pulmoner fibrosise neden olur, bu da pulmoner fonksiyondaki tipik restiktif defektle beraber gider.
İlaca bağlı akciğer hastalığı
Piyasada pulmoner yan etkisi olan birçok ilaç vardır. Örnekleri aşağıda verilmiştir.
Kanser ilaçları ve amiodaron kronik pulmoner fibrosise neden olabilir.
Astmada aspirin (mekanizması bilinmemekle beraber) ve bazı (3-blokörler (bronşial düz kasların p2 reseptörlerindeki antagonist etkilerine bağlı olarak gelişen bronkokonstriksiyon sonucu) astmayı tetikleyebilir.
Pulmoner hipertansiyon ve vasküler skleroz
Akciğer damarlarındaki artmış arteriyel basınçtır, en önemlileri şunlardır:
• kronik obstrüktif havayolu hastalığı
• akciğerlerin interstisiyel fibrozisi
• kronik pulmoner venöz konjesyon
Pulmoner hipertansiyon şu yapılarda geri dönüşümsüz strüktürel değişikliklere neden olur:
• pulmoner damarlanma: muskuler arterlerde (artmış düz kas) ve pulmoner venlerde (arterializasyon) medial hipertrofi; intimal proliferasyon sonucu pulmoner arterlerde oklüzyon.
• akciğerler: interstisiyel fibrosis.
• sağ kalp; kalbin sağ tarafındaki [...]
Pulmoner emboli (PE)
Bu pulmoner arterin oklüzyonudur, en sık olarak sistemik venlerden köken alan tromboemboliler sonucudur. Tüm hastane ölümlerinin %1 ‘inden sorumludur, ancak bu oran şiddetli yanık ve travmalı hastalarda %30′a kadar çıkmaktadır.
Vakaların çoğu bacaklardaki derin venlerdeki (baldır, popliteal, femoral ve iliac venler) trombozlardan kaynaklanan embolilere bağlıdır.
Pulmoner embolinin sonuçları pulmoner hipertansiyon(sağ kalpta yüklenmeye sebep olur) ve akciğer infarktıdır (ancak [...]
Akut eksüdatif faz
Şiddetli hasar verici stimulusa bağlı kapiller duvarın hasarı aşağıdaki olaylarla sonuçlanır:
• tip 1 alveolar epitelin nekrozu
• alvenler boşluklarda fibrin ve sıvı eksüdasyonuyla hiyalin membran oluşumu
• nötrofil tutunması ve aktivasyonu, nötrofil enzimlerin salimimi
• alveol içine hemoraji
Geç organizasyon fazı
Akciğerler konjesyonedir ve ventilasyon bozulmuştur. Organizasyon şu aşamaları içerir.
• tip 2 pnömositlerin rejenerasyonu
• fibroblastların proliferasyonuyla beraber hiyalin membranın fibröz [...]
Yetişkin RDS (ARDS)
Yaygın sistemik metabolik bozukluklarla beraber pulmoner eksüda ve ödemle karekterize akut restriktif akciğer hastalığı.
En sık sistemik sepsis ve şiddetli travma olmak üzere bir çok durum, ARDS’ye predispoze eder. Kesin patogenez çoğu durumda tam olarak bilinmemekle beraber, ARDS’de alveollerde gerçekleşen olaylar diffüz aiveoler hasar olarak adlandırılır ve 2 fazlıdır, akut eksüdatif faz (alveoli döşeyen hücrelerin destriksiyonu) ve [...]
Vasküler orijinli hastalıklar
Pulmoner konjesyon ve ödem
Pulmoner ödem alveoler duvarlarda (pulmoner interstisyumda) ekstravasküler sıvıda artış olarak tanımlanır, şiddetli olduğunda takiben alveoler boşlukları da etkiler.
Patogeneznormalde sıvıyı kapillerlerden dışarı iten hidrostatik basınçla, içerde tutan kolloid osmotik (onkotik) basınç arası bir denge vardır. Bu denge öyle kurulmuşturki sadece küçük bir miktar sıvının interstisiyuma geçişi sağlanır. Bu sıvıda akciğerlerden lenf kanalları yoluyla [...]
Diffüz pulmoner hemorajik sendromlar
Goodpasture sendromu
Bu otoimmün hastalıkta, otoantikarların alveol ve glomerül bazal membranlarına bağlanmasının sonucu olarak aktive olan kompleman sistemi şiddetli doku hasarına yol açar. Pulmoner alveoiar hemorajiye bağlı hemoptizi ve glomerulonefrite bağlı hematüri vardır .
idiopatik pulmoner hemosiderosis
En sık olarak çocuklarda görülen, rekürren hemoptizi, öksürük ve dispne epizodlarıyla karakterize, etyolojisi bilinmeyen nadir bir hastalıktır. Tip II pnömosit hiperplazisiyle beraber [...]




