Karbonhidratların besinsel kaynakları

Karbonhidratlar bitkisel kökenli besinlerde bulunurlar. Tek hayvansal karbonhidrat kayna­ğı süt şekeri olan laktozdur. Bitkisel besinlerde monosakkarid, disakkarid ve polisakkaridler bir karışım şeklinde ve glükoz, früktoz, sükroz, ni­şasta ve sellüloz olarak bulunurlar. Başlıca kar­bonhidratlı besin kaynakları süt, hububat, unlu besinler, meyvalar, sebzeler ve şekerli madde­lerdir, meyva ve sebzelerin karbonhidrat içerik­leri çok değişiktir. Kök ve tohum olan sebzeler (patates, havuç, bezelye, mısır) fazla miktarda nişasta içerirler. Yapraklı sebzeler ve meyvalar da nişasta daha az, sellüloz ve su fazla, şeker az miktardadır. Sellüloz, çiğ sebze ve meyvalar da pişmiş ve kızarmışlara oranla daha yüksek konsantrasyonlarda bulunur.

Metabolizması ile ilişkilidir. Vücutta protein ve yağlar glükoza çevrilebildiği gibi, glükoz da protein ve yağlara dönüşebilir. Yağ molekülü­nün yaklaşık % 10 kadarı gliserol öğesi olup, so­nuç olarak glükoza çevrilir. Arninoasitlerin ise yaklaşık % 58 i glükoz kaynaklıdır. Glükoz da yağ şeklinde depolanmak üzere gliserol ve yağ asitlerine çevrilebilir veya non esansiyel arnino­asitlerin yapımında kullanılabilir.

Emilen glükozun bir kısmı beyin ve kalpte doğrudan oksidasyona uğrar. Büyük bölümü ise karaciğerde glikogene çevrilerek depo edilir (gli kogenez) ve organizmanın gereksinimine göre glikogenden glükoz serbestleştirilerek (glikoge­noliz) düzenli şekilde kana verilir. Glikogenoliz ile glikogenez süreçleri arasında dengeleme so­nucu glükoz, normal düzeyini korur. Bu denge hormonal denetim altındadır. Adrenalin, insülin

Ve glükagon bu süreçte rol oynayan başlıca hor­monlardır. Glükozun barsaklardan emilimi sıra­sında kan şekerinin yükselmesi insülin hormo­nunun salgılanması için bir uyarıcıdır. Açlık du­rumunda ise kan şekerindeki düşme birçok hor­monların salgısını uyarır ve bu etki ile glikoge noliz artarak kan şekeri düzeyi normale döner.

Barsak   mukozasından  emilerek     dolaşıma , geçen glükoz beş ayrı şekilde kullanılır.

1) emilen glükozun büyük bölümü, orga­nizmanın enerji gereksinimini karşılamak için, okside olur. Enerji için glükozun kullanılması bir seri reaksiyonu gerektirir. Glükoz hücrede metabolik yıkıma uğramadan önce, heksokinaz enzimi tarafından glükoz 6 fosfat (g 6 p) şek­linde fosforilize olur. Karaciğer ve böbrek dışın­daki dokularda bu durum irreversibl bir olay­dır ve g 6 p zorunlu olarak metabolik yıkımını sürdürür. Karaciğer ve böbrek dokusunda ise g 6 fosfataz enzimi bulunduğundan glükoz 6 fosfat tekrar glükoza dönüşebilir. Glükozun yı­kımı anaerobik glikoliz (embden meyerhof yo­lu )ve aerobik (trikarboksilik asit krebs siklu­su) olmak üzere iki ayrı metabolik evrede oluş­maktadır.

Anaerobik evrede glükoz yıkımı hücre sito plazmasmda gelişir ve 1 mol glükozdan 2 mol pi­rüvik asit ortaya çıkar  (şekil 7.3.3).

Bu anaerobik yıkım on kimyasal reaksiyon kademesinden geçmektedir. Herbir kademe en az bir spesifik enzim tarafından katalize edilir.anaerobik evre sonunda pirüvik aside dönüşen her glükoz molü başına, 4 mol atp yapılmakta­dır. Ancak glikolizin başlayabilmesi için ilk ön­ce glükozun früktoz 1 6 difosfata dönüşmesi ge­rektiğinden ve bu sırada 2 mol atp harcandı­ğından bütün glikolitik olay süresince her mol glükoza karşılık net atp kazancı 2 mol dür. Eğer ortamda anaerobik yıkım evresinden son­raki aerobik yolu devam ettirecek yeterli o2 yoksa o zaman pirüvik asidin, laktik asit (lak tat) şekline dönüştüğü bir başka yol ortaya çı­kar. Laktik asit hücre dışına diffüze olur ve kan­daki düzeyi yükselir. Bu durumda hücre içi h+ iyonu ve pirüvik asit konsantrasyonu düşük ka­larak, anaerobik glikoliz ve hücreye bu yolla enerji sağlanması devam eder. Oksijen sağlanır­sa oluşan laktik asit ya karaciğerde glükoza çevrilir ya doğrudan enerji için kullanılır ya da glikogene  dönüşebilir.

Meydana gelen enerji açısından anaerobik glikoliz sonucu oluşan 2 mol atp yetersiz ol­makla birlikte oksijenin yokluğunda kas aktivi tesi sırasında kullanılır ve hayat kurtarıcıdır._ keza kalp kası laktik asidi kullanma yeteneği­ne sahiptir, onu pirüvik aside çevirir, bu da krebs siklusu yoluyla enerji yapımı için kullanı­lır.

Glükozun anaerobik evreden sonraki ikinci yıkım evresi oksijensiz gerçekleşemez. ■ oksidas yon için pirüvik asit mitokondrium içine girer. İlk aşamada pirüvik asidin oksidatif dekarboksi lasyonu yoluyla c02 ve asetik asit ortaya çıkar. Az aktif şekildeki asetik, aktif mol olan ase til coa ya değişir. Pantotenik asit bu reaksiyon­da rol oynar, ayrıca reaksiyon lipoik asit ve üç ayrı vitamine (tiamin, riboflavin ve niasin) ge­rek gösterir. Glükozun bundan sonraki yıkımı sitrik asit siklusu yoluyla olmaktadır. Bu siklus ta asetil co a mn, asetil kısmının c02 ve h+ atomlarına parçalanması ile sonlanan bir seri kimyasal reaksiyon meydana gelir (şekil 7.3.4).

Glükoz oksidasyonunun bu ikinci evresi so­nunda c02 ve h20 ya parçalanan her molekül glükoza karşılık en az 38 atp mol meydana gel­mektedir. Böylece atp şeklinde enerji depo edil­miş olur.

İkinci bir anaerobik glikoliz yolu da pentoz fosfat şant veya heksoz monofosfat şantıdır. Bu yolun üç ayrı yararlı özelliği vardır: 1) embden meyerhof yolundan farklı olarak atp ye gerek göstermez. 2) bu yol indirgenmiş nikotinamid adenin dinükleotid fosfat (hadp) meydana ge­tiren birkaç reaksiyondan biridir.    Nadp, yağ

Asitleri sentezi gibi bazı hücre reaksiyonları için gerekli olan hidrojen iyonlarının (veya elektron­larının) transferinde rol oynayan bir koenzim dir. 3) heksoz monofosfat şantı nükleotid ve nükleik asit sentezi için gerekli riboz ve dezok siriboz sentezi yollarını sağlar. Pentoz monofos­fat şantı ise meme bezleri, testis, yağ dokusu, lö kosit, sürrenal korteks ve karaciğer dokusunda çok aktiftir.

  1. Dolaşıma geçen glükozun bir diğer kul­lanım yolu, karaciğer ve kas dokusunda gliko gen olarak depo edilmesidir.
  2. Üçüncü bir yol glükozun bir kısmının yağ asitlerine çevrilerek, yağ dokusunda, trigli seridler şeklinde birikmesidir.
  3. Dördüncü kullanım şekli, küçük miktar­larda glükozun riboz, glikozamin, dezoksiriboz, früktoz (spermatogenez için) ve galaktozamin gibi gerekli bazı karbonhidratlara çevrilmesidir.
  4. Glükozun vücutta beşinci bir kullanım yolu da nonesansiyel aminoasitlerin vücut tara­fından sentezi için esas olan karbon iskeletini oluşturmasıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ