Gaucher Hastalığı

Spesifik beta-galaktosidaz enzim aktivitesinin yeter­sizliği nedeniyle bir gliikoserebrosid olan glükosilseramidin yıkılamayarak reüküloendotelyal sistemde ve hastalığın bazı formlarında beyinde de birikimi sonucu gelişen bir hastalıktır. Hastalığın, tip I (erişkin veya kronik nonnöronopatik tip), tip 2 (akut nöronopalik veya infantil tip) ve tip 3 (subakut nöronopatik veya jüvenil tip) olmak üzere 3 ayrı klinik tipi tanım­lanmıştır. Üç tip de otosomal resesif geçişlidir ve her 3 tip aynı enzim aktivitesinin yetersizliği ile oluş­maktadır. Bununla birlikte aynı aile bireylerinde ayrı lip hastalık görülmektedir.

Gaucher hastalığında kemik iliği, dalak, karaciğer, akciğer ve lenf nodüllerinde Gaucher hücreleri bulunur. Bu füziform histiositler, geniş bir sitoplazma içinde ekzantrik olarak yer alan bir veya daha çok çekirdekli hücrelerdir. Mavi boyanan sitoplazma, buruşmuş ipek görünümündedir. Diğer üpidozlarda görülen köpük hücrelerinden farklı olarak sitoplazma vaküolsüzdür. Gaucher hücreleri retiküler veya sinüzoidal endotel hücrelerinden kaynaklanırlar. PAS-pozitiftirler. İnfantil Gaucher’li hastalarda Gaucher hücreleri ayrıca merkez si­nir sisteminde de bulunurlar. Bu tipte beyinde küçülme, nöronofaji, miyelinizasyonda azalma vardır.
İnfantil tipte klinik belirtiler genellikle ilk aylarda gelişir.

Hepatosplenomegali, gelişme geriliği, tartı ala­mama yanında, kranial sinirlerin tutulması sonucu stra-ismus, yutma güçlüğü, laringospazm, opistotonus, psödobulber paralizi gibi sinir sistemi bulguları ve tek­rarlayan aspirasyon nedeniyle akciğerlerde kronik iltihap vardır. Hastalık çoğu kez 6-18 inci aylarda ölümle so­nuçlanır.

Kronik nonnöronopatik tip, infantil tipe oranla daha sıktır. Hastalık genellikle 2-18 yaşlar arasında gelişir. Bu sendromun başlıca özellikleri belirgin splenomcgali ve kemik lczyonlarıdır. Hepatomegali daha az belirgin­dir. Hastalarda hepatosplenomegali nedeniyle karın büyümesi genellikle ilk belirtidir. Hipersplenizm, splenektomi gerektirecek kadar ağır trombositopeni ve ane­miye yol açabilir. Bazı hastalarda nöbetler şeklinde ke­mik ağrıları, eklemlerde şişme, uzun kemiklerde, kosta ve vertebra cisimlerinde patolojik kırıklar ön plandadır. Kemiklerde mcdüller aralığın genişlemesi hiperaktivite sonucudur ve kemik-eklem belirtileri, kemiklerin hiperaktıvite gösteren bölgelerinde olur. Femur uçlarında genişleme ve kortekste incelme sonucu, kemik Erlenmeyer şişesine benzer görünüm alır. Ayrıca osteolitik lezyonlar ve şekil bozuklukları görülür. Bazı vakalarda kemik değişiklikleri yoktur.

Splenektomi yapılan hastalarda kemik lezyonlarının daha belirginleşmesi, glikoserebrosidin başlıca depo organı olan dalağın ortadan kaldırılması şeklinde açıklanmaktadır. Bazı hastalarda vücudun açık kısımlarında sarı-kahve rengi pigmentasyon lekeleri ve konjünktivitada sarımtırak proliferasyonun oluşturduğu “pinguecula” vardır.

Juvenil tip Gaucher hastalığı daha az bilinmektedir. Geç çocukluk döneminde başlar. Daha yavaş seyreder. Dcmans, davranış bozuklukları, ekstrapiramidal ve serebellce bulgular, hepatosplenomegali hastaların çoğun­luğunda bulunur.

Hastalığın ön tanısı kemik iliğinde Gaucher hücre­lerinin gösterilmesine dayanır. Ancak benzeri hücreler miyeloproliferatif hastalıklarda ve hemolitik anemilerde de bulunur. Hastalık ilerledikçe radyolojik kemik deği­şiklikleri belirgin olur. Bunlar medüller aralıkta ge­nişleme, yer yer osteolitik lezyonlar ve patolojik kı­rıklar şeklindedir. Femur başında aseptik nekroz ge­lişebilir. Bu hastalarda serum asit fosfataz düzeyi çok artmıştır. Kesin tanı, lökosit ve doku kültürü deri fibroblasllarında glikosüseramid beta-galaktosidaz aktivitesi­nin ölçülmesi iledir. Her üç tipite de hastalar normale oranla % 20 den az enzim aktivitesi gösterirler. Ta­şıyıcılarda ise bu oran yaklaşık % 60 dır. Korionik vilîus ve amniolik sıvı hücreleri incelemeleriyle prenatal tanı olanağı vardır.

Tedavi semptomatiktir. Kemik ağrılarını rahatlatıcı olarak analjezikler ve bazen steroidler kullanılır. Ortope­dik tedavi gerekebilir. Hipersplenizm sonucu oluşan de­rin anemi ve kanamaları kontrol altına almak için sple­nektomi yapılır. Splenektomiden sonra kemik lezyonlarında ağırlaşma görülmesi nedeniyle parsiyel splenekelomi önerilmektedir. Kemik iliği transplantasyonları ile enzim düzeylerinin normalleştiği, ancak klinik tablo­da değişiklik olmadığı gözlenmiştir. Beta-glukosidaz geninin üretilmesi yoluyla etkin bir tedaviye gidilebi­leceği ümit edilmektedir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ