HABERLİ MUVAFAKAT

Haberli muvafakat konusuna son yıllarda büyük miktarda önem verilmiştir. Fakat, muvafakat konusunda çıkarılan son kanun, tedavi için muvafakatin alınmasından ibaret olan ana işlemleri fiili olarak pek etkilememektedir. Buradaki en büyük soru her zaman şudur; “hastaya işlemler konusunda ne ölçüde bilgi verilmeli?”

Muvafakat konusundaki en yeni mahkeme kararları, sorunun önceliğini değiştirmez; soruya bir cevap da getirmez. Bu konuda sağduyu hala daha en iyi bir rehberdir. Muvafakat temini konusunda hasta ile doktor arasında belli bir tedavi için bugün yapılması gereken muamele, bundan 10 sene evvel yapılması gerekenden pek farklı değildir. Dikkat edilmesi gereken hususlar; yapılacak işlemin tanımı, başarı şansı, riskler ve alternatifler.

Doktor, tavsiye edilecek tedavi şeklini seçerken daima risklerle faydaları kıyaslar. Bunları sade bir lisanla hastaya izah etmek gereken bütün husus olup, tıbbi uygulamada geçerli bir pratik olduğu gibi kanuna göre de sağlam bir yoldur.

Geleneksel olarak ABD’deki mahkemeler, rasyonel bir kararı desteklemek için, doktorlar tarafından hastalara yeterli bilginin verilip verilmediğini belirlemede “alışılagelmiş uygulamalar” standartını kullanmaktadır. Sayısı gittikçe artan mahkemeler, meslekte başarılı olan doktorların âdetlerine güvenilmesinin aldatıcı bir standart olduğuna kanaat getirmektedir. Bu mahkemeler, eskisi yerine yeni bir maddiyat standartı getirmektedirler. Azınlıkta olan bu yeni yaklaşıma göre, “oluşan komplikasyon riski açık bir şekilde izah edilseydi, mantıklı bir şahsın bu tedaviyi reddedip reddetmeyeceğine bakılarak değerlendirme yapılır. Bu önemlilik testinin etkisi şudur; işlemin hastanın sağlığına önemi fazla ise, işlemin reddedileceğinin ileri sürülmesi ihtimali azalır. Aksine, işlemin önemi azaldıkça daha sonradan “bütün riskler söylenseydi bu işlemi reddederdi” tarzındaki şikayetlerin oluşması ihtimali artar.

Meseleyi en basit şekliyle izah edersek, eğer işlem hasta için hayat-memat meselesi durumunda ise haberli muvafakat daha az önemlidir; halbuki tedavi kozmetik bir amaç taşıyor ise çok daha önemlidir. Bu prensibin uzun yıllar uygulanması sonucunda, acil bir vakada muvafakatin zımnen verilmiş olduğu prensibi ortaya çıkmıştır. Bu konuda şu ihtarı yapmakta fayda vardır; kanuni ehliyete haiz olan yetişkin bir kimse tedaviyi reddederse, doktor zımnen muvafakat verildiğini kabul edemez.

Eğer bir vakada hasta haberli muvafakati vermeye muktedir durumda değilse, kanunen en yakın akrabasından buna eşdeğer olan muvafakat alınmalıdır. Çoğu eyaletlerde, vasiyet işleminde geçerli olan sıra, yakın akraba sıralamasında da uygulanır. Genellikle bu sıra eş, reşid çocuk, ebeveyn ve reşid olmayan çocuk şeklindedir. Kanuni ehliyete sahip olmayan bir şahıs yerine, mahkemece bu şahsa tayin edilen vasinin rızası alınmalıdır. Eğer tıbbi bakıma muhtaç olan şahıs küçük bir çocuk ise ebeveynden birisinin rızası yeterlidir. Fakat, bir çocuğun ebeveyninin acil tedaviye muvafakat vermemelerini, mahkemeler yargı kontrolüne tabi bir husus olarak değerlendirmektedir.

İmzalanmış muvafakat formu, en basit ifadeyle hastanın muvafakatinin alındığının delilidir. Bu belge üzerine doktor tarafından, gerektikçe, gelişmeler hakkında tarih ve saati de ihtiva eden kısa notlar düşülmelidir. Eğer bir kaydı silmek ihtiyacı hasıl olursa, bir tek emniyetli metod vardır: Hatalı kayıt yok edilmeksizin çizilir, iptal işlemine ad ve soyad yazılır, tarih belirtilir ve doğru bilgi girilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ