HASIMLAŞMA SİSTEMİ

ABD’ndeki kanuni usullerin en belirgin özelliği, hasımlaşma sisteminin kullanılmasıdır. Bu hasımlaşma sistemi, hastasına ilaç uygulayan bir doktorun şifayı garanti etmediği gibi, adaleti garanti etmez. Hukuki ve tıbbi usûllerin her ikisi de, uzun süre denenmiş olan ve tecrübelerle iyi sonuçlar verdiği bilinen bir grup işlemleri uygular. Bütün bu işlemler, daha iyi bir neticenin elde edilmesi için sürekli olarak yenilenmektedir. Hasımlaşma sistemi, şu faraziyeler üzerine kurulmuştur; aynı derecede bilgili olan ve aynı derecede iyi hazırlanmış olan iki hasım arasındaki hasımlaşma, tarafsız olan üçüncü bir şahıs tarafından yargılandığında, bahis konusu olan olayın bütün teferruatları açığa çıkar ve böylece olayın gerçekte nasıl vuku bulduğu anlaşılır. Hukuk sisteminin ana amacı böyle bir hasımlaşma ortamını temin etmektir; böylece, bu sistem işlerken “adalet” nihai bir netice olarak ortaya çıkar. Hatırlatmak gerekir ki, kanunda sonuç ne olduğuna değil, ne ispatlandığına bağlıdır. Medeni mahkemelerdeki duruşmalarda tarafların rolleri kolaylıkla izah edilebilir. Taraflardan her birinin avukatı, olayların delillerini kendi müşterisinin menfaatine en uygun gelen tarzda izah eder; karşı tarafın ileri sürdüğü tazmin delillerini, veya müşterisine hoş gelmeyen delillerini iptal etmeye veya izah etmeye çalışır. Şahitlik ise, olayı gören ve avam anlayışı içinde davayla alakalı hususlarda kanaatini birinci elden aktaran şahıslar (yani, görgü şahidi) tarafından yapılır.

Avamın bilgisini aşan hususlarda ise şahitlik uzman şahitlere (doktorlar) yaptırılır; bu uzmanların kanaatları delil olarak değerlendirilir. Duruşmada bir hakim ve bir jüri birlikte görev yapıyorsa, hakim sadece kanuni usullerin doğru bir biçimde yürütülmesini kontrol eder. Hangi delillerin ileri sürüldüğüne ve şahitlerin veya fiziki delillerin doğruluğuna veya yanlışlığına karar vermek hakimin görevi değildir. Bu karar, olayların hakikatinin kontrolcüsü olarak görev yapan jüriye aittir. Bütün deliller ileri sürüldükten sonra jüri, hangi gerçeklerin delillere dayanan gerçekler olduğuna karar verir. Jüri bazı delilleri reddeder, bazılarını kabul eder. Her bir delil parçası, jürideki üyelerin her birinin bilgi, tecrübe ve anlayışına göre, tüm jüri tarafından değerlendirilir.

Hakim ise, kanunun kontrolcüsü olarak duruşmanın seyrini kontrol eder; daha önemlisi, tarafların avukatları tarafından jüriye sunulmak istenen delillerin kabul edilebilirliğine karar verir. Eğer davacının davasını takdimi sonunda hakim, davacının savunma aleyhinde ileri sürdüğü muvakkat doğru iddiasının ispatını tam olarak yapamadığını anlarsa, davacının davası hakkında takipsizlik kararı verebilir ve davayı savunma lehine bitirebilir. Ayrıca, hakim davacının davasını ispata yeterli delilleri getirdiğini ve buna karşılık savunmanın da davacının delillerini aynı derecede sağlam delillerle çürüttüğünü anlarsa, bu durumda gene savunma lehine bir hüküm verebilir.

Eğer savunma, şikayetçi tarafın iddialarını yeterli derecede sağlam bir tarzda çürütemezse, hakim davacı lehine bir hüküm verebilir. Eğer savunma, şikayetçi tarafın iddialarını yeterli derecede sağlam bir tarzda çürütemezse, hakim davacı lehine hüküm verebilir. Ayrıca, hakim jürinin bu konuda karar vermesini isteme hakkına da sahiptir, fakat jüri karar verse bile, eğer hakim jürinin kararında mantıki bir temel olmadığına kanaat getirirse, taraflardan herhangi birisinin lehine “jüri kararına rağmen” bir hüküm verebilir.

Davacı ve savunma tarafları takdimlerini bitirdikten sonra eğer hakim kararı jüriye bırakmış ise, bu durumda kanunen hakimin “vakayla ilgili kanun hükümleri konusunda” jüriyi iyice aydınlatması gerekir. Bu esnada hakimin jüriye vereceği talimatlar, genel olarak jürinin gerçek konusundaki bazı bulgularının kanunun bazı hükümlerine tabi olduğunu belirten bir çerçeve içindedir. Hakimin jüri tarafından verilen para cezalarını artırma veya azaltma yetkisi dahi vardır. Davacının bu azaltma kararına, veya savunmanın bu artırma kararına rıza göstermesi zorunlu olmasına rağmen, hakim, rıza verilmediği takdirde yeni bir mahkeme daha yapılabileceğini ve jürinin kararının göz önüne alınmayacağını belirterek, her iki tarafı anlaşma için sıkıştırabilir. Hakim tarafından verilebilecek daha pek çok hüküm mevcuttur; mahkeme yapılacak yer, hüküm yetkisinin kullanılması, tarafların fiile uygunluğu vs. Bütün bunlar davanın başlamasını, yerini ve neticesini etkileyen hususlardır.

Jürinin bulunmadığı hallerde, hakim hem kanunun kontrolcüsü ve hem de hüküm verici (yargı) olarak görev yapar.

Doktorun avukatı, tıbbi müdahale ihmali davalarında, vakayı hem kanun kontrolcüsü ve hem de yargı makamı olarak görev yapan bir hakime sunmayı tercih edebilir. Sadece hakimin görev yaptığı mahkemede davayı savunmak, hem de jürinin görev yaptığı bir mahkemede savunmaktan çok daha kolaydır. Çünkü hakim önyargılı bir şekilde sunulan delillere pek kulak asmaz. Yani, avamdan şahıslardan müteşekkil olan bir jüri, duygusallıklarla dolu olan veya gayet karmaşık olan deliller sunulduğunda bir miktar yanılgıya düşebilir. Sunulan deliller, pek çok tıbbi ihmal vakasında gözlendiği gibi, çok teknik olabilir ve bunları avamdan şahısların anlayabilmesi (teknik uzman yardımı ile bile) oldukça zor olabilir. Hakim bu konularda muhtemelen normal bir jüri üyesinden daha fazla bilgi sahibidir ve diğer vakalardan ötürü tıbbi terimlerle çok daha aşinadır. Ayrıca hakim, tarafların birine karşı ön yargılı olarak yapılan şahadetlerden 1 veya duygusal şahitliklerden çok daha az bir nispette etkilenir. Bunun neticesi olarak, herhangi bir delilin sadece hakimin görev yaptığı bir mahkeme tarafından kabul edilebilirliği, hem hakim ve hem de jürinin görev aldığı mahkemede kabul edilebilirliğinden daha kolaydır. Çünkü, jürili duruşmada hakim, delilin gerçek ağırlığının jüri tarafından hakkıyla değerlendirilemeyeceğini göz önüne aldığından, bu delili kabulde tereddüt edebilir.

Davanın bir üst mahkemeye şevki meselesi, hukuk işlemleri ile yabancı olan şahısların yanlış anladığı bir noktadır. Bir dava bir üst mahkemeye sevk edilince davaya ait gerçekler artık tartışma konusu olmaz. Hakim, gerçeklerin tespitçisi olarak, bütün delilleri işitmiş ve kararını vermiştir. Vakanın gerçekleri, hakim tarafından tespit edilenler olarak kalır. Alt mahkemenin tespit ettiği bu gerçekler, bunların tespitinde mantıki olmayan esaslar kullanıldığı ispat edilmedikçe (pratikte bu tip bir ispatı yapmak çok zordur) üst mahkemece de davaya esas olan gerçekler olarak kabul edilir. Üst mahkemenin (temyiz) ele alacağı hususlar, gerçeklerin doğruluğu veya yanlışlığı olmayıp, hüküm veren mahkemenin yargı hakiminin kararını dayandırdığı kanun meseleleridir. Hakimin yukarıda bahsedilen kararlarından herhangi birisi temyiz mahkemesine başvuru konusu yapılabilir. Vaka, daha sonra temyiz hakiminin veya temyiz hakimler kurulunun kararı veren hakime karşı bir mahkemesi haline döner. Yargı hakimleri, temyiz kararlarının mahkemelerince bozulmasından pek hoşlanmadıklarından kararlarının kabul edilen ve genel olarak kullanılan standartlara uygun olmasına gayret ederler.

ABD’deki ceza kanunu hemen hemen tamamen federal ceza usullerine göre yürütülmesine rağmen, medeni kanun hala daha büyük bir çoğunlukla yaygın hukuk sistemi (örf) çerçevesinde yürütülür. Bu adet, İngiliz mahkemelerinin ve İngiliz Parlamentosunun uygulamalarından alınmış olup, Amerikan eyaletleri tarafından devrim tarihinde uygulanmaya konulmuştur. Bu hukuk mirası, devlet ve eyalet mahkemelerinin çeşitli kararlarıyla çeşitli defalar onaylanmıştır. Bu yaygın hukuk sisteminin anlaşılmasının anahtarı, daha düşük seviyeli mahkemelerin daha yüksek seviyeli olanların kararlarını uygulaması zorunluluğunu getiren “stare decisis” (kademeli karar) prensibidir. Aynı konuda daha evvel verilmiş olan temyiz mahkemesi kararı, herhangi bir mahkemedeki aynı tip vakayı etkiler.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ