KASDİ EZİYETLER

Medeni kanunun doktorları ilgilendiren üçüncü ve en önemli yönü eziyet kanunudur. 2 türlü eziyet vardır; kasdi olan ve ihmalden doğan eziyet. Bazı tip eziyet kategorilerinin mülkiyet haklarına tecavüz fiilini de ihtiva atmeleri söz konusudur, ancak buradaki asıl konumuz hastanın şahsi haklarına yapılan tecavüzlerdir.

Kasdi eziyetler, hakaret, dayak ve eza, haksız hapis, özel hayata tecavüz, moral gerginliğine itme, iftira ve kasden yanlış yorumlama vs. gibi unsurları ihtiva eder. Kasdi eziyetlerle ilgi olan muvakkat doğru iddia, savunmanın tavrının kasıtlı olduğunun ispatlanmasıyla yapılır. Eğer doktorun tavrı davacıya gerçekten zarar vermiş ise bu zarar para tazminatı olarak telafi edilebilir. Eğer tavrın kasdi olduğu ispatlanmış fakat zarar ispat edilememiş ise, bu durumda tazminat usulen bir para cezasına çevrilir. Fakat eğer doktorun fiili (veya gerekli bir şeyi yapmaması) özel anlamda aşırı nefret ve tiksinti taşıyan cinsten ise telafi olarak veya usulen verilen para tazminatlarına ilaveten cezai bir tazminat da verilebilir. Kasdi eziyetlerin değerlendirilmesinde esas önem verilen husus, nihai bedeni zararı ortaya çıkarmak niyeti değil, sadece bu fiili işlemeye yönelik olan niyetin işleme konmasıdır. Yani diğer bir ifade ile, fiilin işlenmiş olması gerçeğinden hareket edilerek nihai zararın da kastedilmiş olduğu hükmü çıkarılır.

Kanun hakaret fiilini, bir şahsı ani zarar anlayışına iten şeyler olarak tanımlar. Yerleşmiş örfe göre, mimiklerle desteklenmeksizin sarfedilmiş olan sözler, hakaret davası için bir esas oluşturmazlar.

Eza, en basit tanımıyla bir kimseye izni olmaksızın dokunmaktır. Şüphesiz temas için muvafakat veya yetki verilmesi her zaman açıklıkla belirtilmeyebilir. Meselâ, bir hastanın bir doktoru tedavi olmak niyetiyle ziyaret etmiş olması, muayene için gerekli olan kabul edilebilir nispetteki bir temasa muvafakatin verilmiş olduğuna delelat eder. Fakat doktorun tedavisi ameliyat, invaziv diagnostik işlemler, veya özel bir risk ihtiva eden ilaç tedavisi gibi hususları içerdiği takdirde, bu tip özel durumlar için evvela hastanın rızası alınmalıdır. Böyle bir muvafakat alınmadığında doktorun bu tipteki tedavisi eza sayılır. Ayrıca, ister muvafakat alınan bir bölge yerine başka bir bölgenin ve isterse bu bölgeye ilaveten diğer bir bölgenin, esas muvafakat alınan bölgeden ayrı olarak ameliyat edilmesi, gene eza sayılır.

Bu meselenin diğer bir yönü de şudur; bahis konusu olan, hastanın muvafakat verip vermediği değil de, normal anlayıştaki bir hastaya seçim yapabilmesi için doktor tarafından yeterli bir bilgi verilip verilmediği konusu ise, bu durumda mahkemeler olayı “hastanın bilgilendirilerek muvafakatinin istenmesi işlemi bulunmadığı için, gerekli bilginin verilmesinde doktorun bir nevi ihmali olarak” değerlendirme eğilimindedirler. Hastanın bilgilendirilerek muvafakatinin alınması konusu son yıllarda çok fazla tartışıldığından, aşağıda ayrı bir başlık altında mütaala edilecektir.

Kasdi bir eziyet tipi olan haksız hapis, bir kimsenin hareket etme serbestliğine ait şahsi haklarına haksız bir hareket kısıtlaması ile tecavüzden ibarettir. Bu yüzden, bir hastanın tecridini veya ilaçla hareketsiz hale getirilmesini hatayla veya sağlam bir tıbbi sebep olmaksızın emreden bir doktor, haksız hapis suçundan mesul tutulabilir. Bu tip durumlara en çok maruz kalan doktorlar, hastanın kendi isteği dışında tutulmasını emreden psikiyatristlerdir.

Diğer bir kasdi eziyet tipi olan aşağılama fiili, bir hasta hakkında başka bir kimseye yazılı veya sözlü bilgi vererek, bu hastanın diğer insanlar ve toplum nezdindeki itibarını azaltmaktır. Sözlü aşağılama fiilinin açtığı zararın miktarı davacı tarafından ispatlanmasıdır. Ancak, şu gibi hususlarda doktorca yapılan açıklamalar istisnadır; suç işlemeye meyilli olma suçlaması, iğrendirici bir hastalık varlığı suçlaması (cüzzam vb.), bir şahsın yapmakta olduğu ticaret veya meslekle uyuşmayan fiillere sahip olduğu iddiası ve kadınlara yapılan iffetsizlik iddiaları. Bütün bunlar, davacının ispat etme zorunda olmadığı ve kendileri için genel bir tazminat ödettirilen 4 tip iftiradır. Makale yayınlama yoluyla yapılan iftiralar için ise özel (fiili) hasarların ispat edilmesi gerekmez. Fakat, iftiracı bir manayı oluşturmak için adli tıp bilgisine atıf yapılıyorsa, genel hasarların sadece yukarıda verilen 4 alan için yapılmış olduğu farzedilir. Aksi halde iftiraya ait muvakkat doğru iddiaların geçerliliği için özel bir zararın bahis konusu olduğu ispatlanmalıdır. Savunma, aşağılama fiilinin sorumluluğundan, yaptığı ifadeye ait dokunulmazlık statüsü temin etmek veya yapılan ifadenin doğruluğunu ispat etmek suretiyle kurtulabilir.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, aşağılayıcı ifadeyi tekrarlayan veya yeniden yayımlayan bir şahsın, bu ifadeyi ilk kullanan şahıs gibi, aynı sorumluluğa maruz kalmasıdır.

özel hayata tecavüz konusu, yeni ve hala gelişmekte olan bir eziyet alanı olup, kabaca 1930’lu yıllardan beri uygulama alanındadır. Bu kategoriye dahil olan fiiller, bir kimse hakkındaki bilgileri kâr amacıyla umuma ifşa etmek veya bir şahsın fiziksel hayatına (özel yaşantısına) müdahale etmek fiilleridir. Eyaletlerin özel kanunları, aşağılama ve özel hayata tecavüz konularındaki istisnaları belirlemiştir. Bu kanunlar, genelde bulaşıcı hastalıkların varlığı, tabanca ve bıçak yaraları, nöbet bozuklukları ve çocuklara tecavüz gibi hususları istisna tutar. Hastaların tedavilerine ait bilgileri açıklamak, bu gibi bilgiler tamamen güvenilir olsa bile, özel hayatın dokunulmazlığı sınırını aşabilir. Hastanın imzalı muvafakati veya mahkeme izni olmaksızın bu eyleme teşebbüs edilmemeli, ve şüphe durumunda ise şu kurala yapışmalıdır; “şüphede iseniz, bilgiyi açıklamayın”.

Aynı ihtiyat, bir vakaya ait vaka tanımı yayınlandığında hastanın adının açıklanması konusunda da gösterilmelidir. Ayrıca, hastanın önceden rızası alınmaksızın ameliyat odasına hiçbir yabancı şahıs alınmamalıdır. Ancak, standart muvafakat formları eğitim amaçları için gözlem yapılmasına genelde müsaade eder.

Tedavi esnasında fiziksel bir zarardan bağımsız olarak “hastada ruh gerginliği oluşturma” fiili, kısa bir süre önce hukuki bir dava konusu olarak değerlendirmeye alındı. Davada, doktorun tavrının veya kullandığı sözlerin çok aşırı dozda olduğu ve hastanın duygu dünyasının fazlaca tahrip olduğu açıkça anlaşılmalıdır. (Bu tip davalarda başarılı olan davacıların çoğunda fiziksel bir rahatsızlık da oluşmuştur. Kanun vatandaşların bir miktar serinkanlı olmalarını ister. Sadece öfke veya hakaret, dava konusu olarak değerlendirilmez. Bütün bunlara rağmen, doktor ile hasta arasındaki emniyet ve güvene dayalı olan ilişki, hastalarını korumak ve rahat ettirmek zorunda olan doktorlann bu itimadı sarsacak hareketlerden mesul tutulabilmeleri ihtimalini artırır.

Kasdi eziyetler profesyonel sigorta kapsamına dahil değildir. Hükümetin sağladığı dokunulmazlık statüsünün kapsamına da girmezler. Kasdi eziyetin mahkemece tespiti halinde, bütün mahkeme masraflarını doktor cebinden ödemek zorundadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ